🐈 Geometri Bilim Adamlarının Ilginç Hayat Hikayeleri

DigitalStory. 17 Mayıs 2019 Süleyman Sönmez dijital hikaye, dijital hikaye anlatıcılığı, hikaye anlatıcılığı, storyteller, süleyman sönmez, Youtube. Hikaye Anlatıcılığı çağlardır süren bir gelenek. Günümüzde teknoloji desteği ile yeni bir şekle evriliyor. Youtube ağırlıklı olmak üzere video yayın. BabasıMusa Bin Şakir, kardeşleri Muhammed ve Hasan da kendisi gibi bilim ile uğraşmışlardır. Kardeşi Muhammed ile birlikte önemli bazı yıldızların günlük doğuş, batışlarını ve değişiklikleri hesaplamıştır. Ayrıca Halife Memun tarafından daha önce Sabit bin Kurra’nın dünyanın çevresini doğru ölçüp NobelBilim Ödülleri ve Bilim Adamlarının Kısa Hayat Hikayeleri. 27 Kasım 1895 tarihli ve 30 Aralık 1896 yılında Stockholm’ de açıklanan vasiyetnamesiyle Alfred Nobel tarafından kurulan Nobel ödülleri, insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşır. Dahası soyut düşünme, matematik, ölçüm, hesap, tasarım, geometri, fizik-kimya-biyoloji yasaları ve bilim-teknolojiyi mümkün kılan daha yüzlerce koşulu sağlayan, ilham eden ve bu gelişmelere izin veren alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Bazı İcatların İlginç Öyküleri Doğafelsefesi, matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanır. İbn Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi. İbn Sina'nın deneyci yanı, Gazali'yi kuşkuculuk'a götürdü. Bilim çok zevkli keyfli ve bir o kadar da prestijli bir hayat kazandirir insana. Ancak tüm bunlar için o insanda da birtakim özelliklerin bulunmasi gerekir: Nesnel tavirli olmak : Bilimle ugrasanlar bilimsel çalismalari sirasinda, her türlü önyargilarindan, inançlarindan, egilimlerinden uzak durmalidirlar. Fransız bilim adamlarından Pare (1510-1590), dört farklı kral zamanında cerrah olarak sarayda hizmet vermiştir. O dönemde cerrahi henüz bir bilim olarak kabul edilmemekte ve cerrahi müdahaleler, daha çok berber cerrahlar tarafından yürütülmekteydi. Pare de bir berber cerrahtır. es03Fh8. Ünlü Mucitler ve BuluşlarıMucitler yaratıcı düşünceleri ile insan hayatını kolaylaştıran birçok ürün çıkartmıştır. Bu buluşların bazıları ünlü olmuştur ve mucitlerini de ünlü yapmıştır. Bu içeriğimizde sizler için dünyaca ünlü mucitleri ve buluş yapan bilim insanlarını hayatımıza dokunan ünlü mucitler ve mucitlerin hayatı;1. Archimedes2200 yıl önce İtalya'nın Sicilya adasında yaşamış olan Arşimet, birçok alanda çalışmalarda bulunmuştur. Bu alanlar; matematik, fizik, astronomi, felsefe ve mühendisliktir. Matematiksel ve geometrik hesaplamalar, formüller geliştiren Arşimet, makaralar, vidalar ve kaldıraçlar yapmıştır. Arşimet, maddelerin yoğunluklarına göre suyun üzerinde kaldığını ya da battığını ispatladı ve suyun kaldırma kuvvetini buldu. Bunu bulmasındaki sebep kralın sipariş ettiği tacın gümüşten yapıldığından şüphelenmesi üzerine Arşimet'in Galileo GalileiGalileo 17-18 yaşlarındayken icatlara başlamıştır. Aristo'nun hafif nesnelerin daha yavaş düştüğü fikrini çökertmiş ve ısıyı ölçmek için basit bir termometre icat etmiştir. Ordu ve gemiciler tarafından kullanılan bir kumpas geliştirdi. Uzayı gözlemlemek için bir teleskop geliştirdi ve ayın yüzeyini, Jüpiter'in uydularını keşfetti. Kilise Galileo'nun Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü görüşünü ancak 1992 yılında kabul Thomas EdisonEdison aslında ampul değil, daha uzun süre kullanılabilen ampul üretmiştir. Binin üzerinde patente sahip olduğu ürünleri aslında kendisi üretmemiş, geliştirmiştir. Edison'un en bilinen icatları, ses kaydetmeye yarayan fonograf ile hareketli görüntü Alexander Graham BellTelefonu buluşu, doğuştan işitme engelli olan annesinin problemine çözüm bulabilmek için yaptığı deneyler sayesinde gerçekleşmiştir. Bell, aynı zamanda metallerin yerinin saptanması için kullanılan metal dedektörü bulmuştur. Uçuş ve hidrolik konularında da çalışmalar Nikola TeslaElektrik konusunda Edison'dan daha çok icat yapmasına rağmen onun kadar popüler bir mucit değildi. Günümüzde kullanılan şehir elektrik akımının mucididir. Uzaktan kumanda, radar, robot yapımı, nükleer fizik ve balistik üzerine çalışmalar ve icatlar yapan Tesla, elektromanyetik konusunda da çalışmalar yapmıştır.​6. Wright Kardeşlerİnsanların da uçabileceğini gösteren Amerikalı Wright Kardeşler, ilk motorlu uçağı başarıyla tasarlamış ve üretmişlerdir. Şüphesiz insanlık tarihinin en önemli buluşlarından Johannes GutenbergBugün "Batı Medeniyeti"nden söz ediyorsak bunda belki de en büyük pay matbaayı geliştiren Alman mucit Johannes Gutenberg'e aittir. Geliştirdiği hareketli baskı makinesi ile kitapların hızla basılmasının ve yayılmasının önünü açmıştır. Modern dönemin en önemli buluşlarından biri olarak kabul edilen çalışmasıyla Reform Hareketleri'nden, bilimsel devrimlere doğrudan ya da dolaylı olarak kaynaklık Sir Tim Berners LeeSir Tim Berners Lee, Gutenberg'in yarattığı bilgi devriminin bir benzerini ortaya çıkardı. "Word wide web"i yani interneti geliştirip, milyarlarca dolar kazanabilecekken, bunu insanlığın hizmetine ücretsiz sunan İngiliz bilgisayar bilimci Tim Berners Lee, 2003 yılında insanlığa katkılarından dolayı "sir" ünvanını Leonardo Da VinciTarihin gördüğü en büyük zekalardan biri olan Da Vinci'nin icatları kendi zamanında hem maddi hem de teknik nedenlerle gerçekleşmese de not defterlerinden görüldüğü üzere zamanının çok ötesindedir. Ancak icatların kendi çağında uygulanamamış olması tarihi etkilerini Henry FordEdison'un şirketinde baş mühendisliğe kadar yükselen Amerikalı mühendis Henry Ford, yakıt motorları üzerine çalıştı. Daha sonra kendi şirketin, kuran Ford'un ürettiği araba Amerika yollarında kendini gösterdi. Ford'un fabrikasında geliştirdiği yürüyen üretim bandı, verimliliği öylesine geliştirdi ki, bütün sanayi anlayışını Steve JobsDünya'nın en değerli şirketi Apple'ın kurucu ortağı ve CEO'su olan Amerikalı mucit Steve Jobs, inişli çıkışlı bir kariyere sahip olmakla beraber, şirketin piyasaya sürdüğü ürünlerle önemli başarılar Louis PasteurAşı yönetimini geliştiren ve kuduz aşısını bulan Fransız mikrobiyolog, kimyager ve mucit olan Louis Pasteur, yaşadığı çağda bir kahraman olarak görülmüş ve hastalıklarla mücadelede önemli bir pay sahibi çılgınlık gerektirir. Tarihteki en çılgın 10 bilim insanı isimli içeriğimize buraya tıklayarak Larry Page-Sergey BrinGoogle, Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi'nde doktora öğrencileri olan Larry Page ve Sergey Brin'in araştırma projesiyle başladı. İkili tarafından geliştirilen arama motoru Google hem internet alanında hem de ticari ve sosyal alanda büyük değişikliklere yol Bill GatesAmerikalı yazılımcı ve iş adamı Bill Gates, geliştirdiği yazılımlarla hem dünyanın en zengin kişisi unvanını almış hem de günümüz teknoloji ve iş dünyasını derinden etkilemiştir. Ünlü Türk İslam Matematikçileri Eserleri ve Hayat HikayeleriAHMET FERGANİ9. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan’ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler biyografik eserlerde doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduğu Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiştiği Fergana’da yaptı ve büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı zamanda halifelik merkezi olan Bağdat’a geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini Bağdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin gelişmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me’mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi 861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm işlerini yürütmesi için Mısır’a gönderilen Ferganî’nin, bundan sonraki yaşamı Hikmet Modern matematiği ortaya çıkaran keşiflerin yapıldığı İslam KütüphanesiFergânî’nin astronomi ile ilgili eserlerinden altısı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu eserlerin en önemlisi Cevâmiu İlm-in Nücûm vel-Hareket-is-Semâviyye’dir. Gök cisimlerinin hareketiyle ilgili bir astronomi kitabı olan bu eserin yazma nüshası Oxford, Pâris, Kâhire ve Amerika’da Pirinceton Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Diğer eserleri şunlardır 1 Usûlü İlm-in-NücûmYıldızlarla ilgili bir eserdir 2 El-Medhal ilâ İlm-i Hey’et-il-Eflâk 3 Kitâb-ül-Füsûl-is-Selâsin 4 Astronominin Unsurları 5 El-Kâmil fil-Usturlâb 6 Fî San’at-il-Usturlâb…Ali Kuşçu hayatı ve eserleriAli Kuşçu asıl adı Ali Bin Muhammed d. 1403, Semerkant – ö. 16 Aralık 1474, İstanbul, Türk.[1] gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci. Gökbilimci ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, 15. yüzyıl’da Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti. Burada Hall-ü Eşkâl-i Kamer Ay Safhalarının Açıklanması adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Semerkant ve Kirman’da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’e yardımcı ve rasathanesine müdür oldu. 1449’da hacca gitmek istedi. Tebriz’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmed’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. Ali Kuşçu, 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul’da Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türklerinde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. “Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır.” Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu’yu “On Beşinci Yüzyıl Batlamyos’u” olarak adlandırmıştır. Babası, Uluğ Bey’in kuşcu başısı doğancıbaşı idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet’tir. Doğum yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle doğum şehri Semerkant, doğum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 h. 7 Şaban 879 tarihinde İstanbul’da ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çelebi’nin ölümü, Edirne 1525 Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsnü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcu’ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır. Uluğ Bey’in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında, Semerkant’ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve matematiğe geniş ilgi en büyük bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Mu’in al-Din el-Kaşi’den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid’in, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi’nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathane-ye müdür olarak Ali Kuşcu’yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc’inin tamamlanmasında büyük emeği geçmiştir. Nasirüddün Tusi’nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han’a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu’nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi Sarı Lütfi gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle beraber, Ali Kuşcu’yu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak Arf 1910 – hayatı ve eserleriÜlkemizde matematigin simgesi haline gelen Cahit ARF 1910 yilinda Selanik’te dogdu. 1932 yilinda Galatasaray Lisesi’nde matematik ögretmenligi, 1933 yilinda Istanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör yardimcisi Doçent adayi olmustur. Doktorasini 1938 yilinda Almanya’da Clölting Üniversitesi’nde tamamladi. Daha sonra Istanbul Üniversitesi’ne dönen ARF. 1943’de profesör. 1955’de Ordinaryüs Profesör oldu. 1964-1965 yillari arasinda Fransa’da bulunan Prineiton’daki Yüksek Arastirma Enstitüsü’nde konuk ögretim üyesi olarak görev yilindan ben Cahit ARF cebir, sayilar teorisi, elastisite teorisi, analiz, geometri ve mühendislik matematigi gibi çok çesitli alanlarda yaptigi çalismalarla matematige temel katkilarda bulunmus, yapisal ve kalici sonuçlar elde Türk matematikçilerine dolayli veya dolaysiz bir sekilde esin kaynagi olmus, yaptigi uyarilar ve verdigi fikirlerle çevresindeki tüm matematikçilerin ufuklarini genisletmis ve çalismalarini yeni bir bakis açisiyla yönlendirmelerini ARF’in ilk çalismasi, 1939 yilinda Almanya’nin ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal Dergisi’nde yayinlanmistir. Cahit ARF çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak amaciyla Göttingen’de ünlü matematikçi Hasse’nin doktora ögrencisi oldu. Hasse’nin önerisiyle özel hallerle problemini çözdü. Cahit ARF bu çalismasiyla sayilar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok öneli yapisal bir katkida bulunmustur. Burada buldugu sonuçlardan bir bölümü dünya matematik literatüründe “Hasse-Arf teoremi” olarak sonra ugrastigi problem, matematikte “kuadratik formlar” olarak bilinen konudadir. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formlarin bir takim invariantlar, yani degismezler yardimiyla siniflandirilmasidir. Bu siniflandirma Witt adinda ünlü bir Alman matematikçi tarafindan karakteristigi ikiden farkli olan cisimler için 1937’de yapilmistir. Karakteristik iki olunca problem çok daha zorlasiyor ve Witt’in yöntemi uygulanamiyordu. Cahit ARF bu problemle ugrastigi ve karakteristigi iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formlari çok iyi bir biçimde siniflandirdi. Bunlarin invariantlarini, yani degismezlerini insa etti. Bu invariantlar dünya literatüründe “Arf Invariantlan” olarak geçmektedir. Bu çalismasi 1944 yilinda Crelle dergisinde yayinlandi ve Cahit ARF’i dünyaya gelindiginde düzlem bir egrinin herhangi bir kolundaki çok kat noktalarin çok katliliklarinin yalniz aritmetige ait bir yöntem ile nasil hesaplanacagi iyi bilinmekteydi. Düzlem halde algoritmanin basladigi sayilar egri kolunun parametreli denklemlerinden bilinen bir kanuna göre elde ediliyordu. Genel durumda ise böyle bir sonuç henüz siralarda Istanbul’da Patrick du Val adinda Ingiliz bir matematikçi bulunuyordu. Du Val genel halde algoritmanin basladigi sayilara “karakter” adini vermis ve egrinin tüm geometrik özelliklen bilindigi zaman bu karakterlerin nasil bulunacagini göstermisti. Bunun tersi de dogruydu. Bu karakter bilinirse, egrinin çok katillik di/isi, yani geometrik özellikleri de bulunabiliyordu. Burada açik kalan problem ise bir egrinin parametreli denklemleri verildiginde karakterlerini bulabilmek idi. Cevap düzlem egriler için bilinmekte, ama yüksek boyutlu uzaylarda bulunan tekil egriler için bilinmemekte idi. Ayrica, yüksek boyutlu bir uzayda tanimlanmis bir tekil egrinin çok katillik özelliklerini, yani geometrik özelliklerini bozmadan en düsük kaç boyutlu uzaya sokulabilecegi de bu problemle beraber düsünülen bir soru idi. Bu çesit sorular matematiksel bakis açisinin temel problemi olan siniflandirma probleminin egrilere uygulanmasi bakimindan son derece önemli ve zor sorulardi. Cahit ARF bu problemi 1945’de tamamiyla çözmüs ve tek boyutlu tekil cebirsel kollarin siniflandirilmasi problemini kapatmistir. Bu sonucun zorlugu hakkinda fikir elde edebilmek için düzgün varyetelerin siniflandirilmasi probleminin bugüne kadar yalniz 1. 2 ve kismen 3 boyutlu varyeteler için çözüldügünü tekilliklerinin siniflandirilmasi probleminin ise l boyutlu varyeteler, egriler için Cahit ARF tarafindan çözüldügünü göz önüne almak gerekir. Cahit ARF bu problemi çözerken önemini gözledigi ve problemin çözümünde en önemli rolü oynadigini farkettigi bazi halkalara “karakteristik halka” adini vermis ve daha sonra gelen yabanci arastirmacilar bu halkalara “Arf halkalari” ve bunlarin kapanislarina “Arf kapanislari” adini vermislerdir. Cahit ARF’in bu çalismasi 1949’da Proceedings of London Mathematical Society dergisinde ARF’in 1940’li yillarda yaptigi bu çalismalarin günümüzde hala kullaniliyor olmasi, onun kaliciligini ARF’i ilk taniyan bir kisi onun sadece matematige ilgi duyan bir insan oldugu izlenimini edinebilirdi. Cahit ARF için. matematik her seyin üzerinde ve ötesindeydi. Ancak, onun TÜBITAK’in kurulmasinda ve gelismesinde gösterdigi çabayi ve özeni bilenler Cahit ARF’in öyle içine kapanik, matematikle ugrasan dis dünyayla ilgilenmeyen bir kisi olmadigini bilirler. Mühendisligin günlük hayattan dogan problemlerine her zaman ilgi gösterirdi. Ama, bu probleme mutlaka matematiksel bir model bulmaya da çalisirdi. Hele bir de pratikten gelen problemi matematik olarak çözüme kavusturursa pek keyiflenirdi. Mustafa INAN’la böyle bir isbirligi yapmis ve INAN’in köprülerde gözlemleyip, arastirdigi bir sorunun matematiksel kesin çözümünü vermistir. Bu çalismalari Cahit ARF’a Inönü Ödülünü rektörlük, dekanlik gibi idari görevler almaktan kaçinmistir. Arastirmacilarin bu gibi görevlerden uzak durmalari gerektigi görüsündeydi. Ama uzun yillar TÜBITAK Bilim Kurulu Baskanligini da özveriyle Teknik Üniversitesi’nde bulundugu yillarda yeni ve farkli bir üniversite modelinin ve kültürünün ortaya çikmasi için çaba göstermistir. Akademik dünyanin yapay hiyerarsik ayrimlariyla alay etmistir. Genç ögretim üyeleri ve ögrencilerle çok güzel, yararli ve keyifli bir diyalog içindeydi. Her zaman üniversite içi çekismelerden ve politikadan özenle uzak durdugu halde. ODTÜ sistemi tehlikeye düstügünde duyarli ve sorumlu bir bilim adami olarak kendini bir mücadelenin içine atmaktan çekinmemistir. Bu onurlu mücadelede bile matematigin aksiyomatik yaklasimini kimseye fark ettirmeden ARF 1948’de Inönü Ödülü, 1974’de TÜBITAK Bilim Ödülü, 1980’de ITÜ ve KTÜ Onur Doktorasi, 1981’de de ODTÜ Onur Doktorasini aldi, genç yasta Mainz Akademisi Muhabir üyeligine seçildi ve Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyesi ARF matematikte kalici izler birakarak 26 Aralik 1997’de aramizdan ayrilmistir. Türkiye’de ve dünyada her zaman İsmail Efendi 1730-1790 hayatı ve eserleri1730 yılında şimdiki Manisa’nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail’dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır. Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul’a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavına kazananarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın istekleri üzerine, Kasımpaşa’da açılan Bahriye Mühendislik Okulu’na altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi. Hakkında şöyle bir öykü anlatılır Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim’i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi’yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi’nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir. Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz beş eser bırakmıştır. Türkiye’ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi’dirHAREZMİ hayatı ve eserleriHorasan bölgesinde bulunan harezmbugünkü Türkmenistan’ın Khiva şehrinde dünyaya gelen Harezmi’nin tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi’dir. Harezm’de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat’taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat’a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem’un Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amaıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt’ül Hikme de görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat’ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgiliaraştırmalarına başlar. Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi Şam’da bulunan Kasiyun Rasathanesin’de çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir. Harezmi nin latinceye çevrilen eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen El-Kitab ul Muhtasar fi l Hesab il cebri ve l Mukabele adlı eseri şu cümleyle başlar “Algoritmi şöyle diyor Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah a hamd ve senalar olsun”EserleriMatematik İle İlgili Eserleri 1El-Kitab’ul Muhtasar fi’l Hesab’il Cebri ve’l Mukabele 2 Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind 3 el-MesahatAstronomi İle İlgili Eserleri 1 Ziyc ul Harezmi 2Kitab al-Amal bi l Usturlab 3Kitab ul RuhnameCoğrafya İle İlgili Eseri Kitab surat al-arz Tarih İle İlgili Eserleri Kitab ul TarihHüseyin Tevfik Paşa 1832-1901 hayatı ve eserleriVidinli Hüseyin Tevfik Paşa 1832-1901 bir Osmanlı generali ve bilim adamıdır. İstanbul’da 1892 yılında İngilizce olarak yazdığı özgün bir eser olan “Linear Algebra” Lineer Cebir adlı eseri dünya çapında çağın en önemli Matematik kitaplarından Tevfik Paşa 1832 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içinde olan, o zamanlar Osmanlı Devleti’ne bağlı Vidin kentinde doğdu. Babası Hasan Tahsin Efendi’ydi. Ailesi İmamzadeler olarak tanınırdı[1]. İlköğrenimini Vidin’de tamamladıktan sonra 14-15 yaşlarında İstanbul’a gitti ve Maçka’da bulunan Mekteb-i İdadi-i Askeriye’de okudu. Daha sonra Harbiye Mektebi’ni bitirdi ve Erkan-ı Harbiye’ye kabul Mektebi’nde matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi’nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa’nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Mezun olduktan sonra kendisi de Harbiye’de cebir cebir dersleri vermeye başladı, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa’ya kaldı. Harbiye’deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu’na da getirildi. 1868’de Paris’teki Mekteb-î Osmanî’ye müdür muavini olarak gönderildi ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirildi. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için Paris’te üniversiteye devam etti ve Paris’te kaldığı iki yıl boyunca makaleler yayımladı ve bilimsel toplantılara Tevfik Paşa, 1872’de Osmanlı Devleti’nin Amerikan silah fabrikalarına ısmarladığı tüfeklerin imalatını ve şartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle ABD’ye gönderildi. 1878 yılına kadar ABD’nin Rhode Island eyaletinde kaldı ve bu süre içinde matematikle uğraştı; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand’ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu yılında II. Abdülhamit tarafından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’un başına Mühendishane Nazırı olarak atandı. Bu görevde kısa bir süre kaldı. 1883-1886 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin Washington Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1889 yılında Ticaret ve Nafia Nazırı görevine atandı. Ölümüne kadar padişah II. Albdülhamit’in yaveri olarak görev yaptı. 16 Haziran 1901 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüp semtinde Ahmed Muhtar Paşa ve Yusuf Ziya Paşa ile birlikte 1865 yılında kurduğu Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye sonradan Darüşşafaka Lisesi’ne Tevfik Paşa’nın eserleri şunlardır1. – Zeyl-i usul-i Cebir 2. – Cebr-i Âlâ 3. – Fenn-i Makina 4. – Mebahis-i İlmiye Mecuasmda yazdığı makaleler Hesab-ı Müsenna = Dual Aritmetique 5. – Tahir Paşa’nın Usul-i Cebir adlı eserine yazdığı ek 6. – Usul-i llm-i Hesap 7. – Astronomi 8. – Mahsusat ve Gayrı Mahsusat 9. – Linear AlgebraLineer Cebir eserinin önsözünde Hüseyin Tevfik Paşa söyle yazmıştır “Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton’a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabulü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum”. Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir “Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; halbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz”.Hüseyin Tevfik Paşa’nın bu eseri tercüme değildir ve konuya özgün katkı yapması açısından çok Paşa’nın başka pek çok görevleri olmuş, Fransa ve ABD’de kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce’yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında “Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât” isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf nesillere katkıda bulunmuşturKerim Erim 1894 – 1952 hayatı ve eserleriKerim Erim, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’ni bitirdikten 1914 sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı 1919. Türkiye’ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Burada Mustafa İnan gibi önemli bilim adamlarının da hocalığını yaptı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi dekanlığına yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne bağlı Matematik Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. Türkiye’de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağdaş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırılmasına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim’in Almanca ve Türkçe yapıtları Nazari Hesap1931 * Mihanik1934 * Diferansiyel ve İntegral Hesap1945 * Über die Traghe-its-formen eines modulsystems Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne – 1928Matrakçı Nasuh 1553 hayatı ve eserleriTürk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533′ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547′den, 1551′den, 1553′ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen “matrak” oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde “üstad” ve “reis” olarak tanınması için 1530′da I. Süleyman Kanuni tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü’l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü’l-Küttâb ve Kemalü’l- Hisâb ile Umdetü’l-Hisâb’ı I. Selim Yavuz döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak LÜTFİ 1495 hayatı ve eserleriİ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa’nın ve Ali Kuşçu’nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu’dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa’ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi’yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar’a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd’ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul’a dönmüştür. Önce Bursa’daki Yıldırım Beyazıd Medresesi’nde, sonra Filibe’de ve Edirne’de medrese hocalığı Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet’le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit Lütfi’nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz’ifü’l-Mezbah Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi’nin, bu problemi, İzmir’li Theon’un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir’li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes’e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon’un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü’l Ulüm Bilimlerin Konuları adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif doktoralı matematikçimiz . İstanbul Yüksek Mühendis mektebi’ni bitirdikten 1914 sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı 1919. Türkiye’ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı’na Terzioğlu 1912 – 1976 hayatı ve eserleriNazım Terzioğlu Kayseri, 1328/1912 – Silivri, 20 Eylül 1976 ilk öğrenimini, doğum yeri olan Kayseri’de yapmış, İstanbul’da başladığı orta öğrenimine İzmir’de devam ederek 1930′da İzmir Lisesi’nden mezun olmuştur. Ord. Prof. Dr. Cahit Arf ve Prof. Dr. Tevfik Oktay Kabakçıoğlu 1910-1971 gibi değerli matematik bilginlerinin de mezun olduğu İzmir Lisesi, o sıralarda Türkiye’nin en iyi matematik öğretmenlerine sahipti. O yıllarda Atatürk’ün isteği ile başarılı gençler yüksek öğrenim için devlet tarafından yurtdışına gönderiliyordu. Terzioğlu da bu amaçla düzenlenen sınavı kazanarak, Milli Eğitim Bakanlığı adına matematik öğrenimini görmek üzere Almanya’ya gitmiştir. Göttingen ve Münih üniversitelerinde yüksek öğrenimini bitirmiş ve doktorasını dönemin ünlü matematikçisi Prof. Dr. Constantin Caratheodory’nin 1873-1950 danışmanlığında yapmıştır. Constantin Caratheodory; Edirne, İstanbul ve İzmir’de yaşamış bir Rum ailesine mensuptu. Kendisiyle aynı adı taşıyan dedesi Constantin Caratheodory 1802-1879, özel hekimi, saray hekimi ve 1827 yılında açılan ilk modern tıp okulumuz Tophâne-i Amire’nin de cerrahi hocasıydı. Onun oğlu, matematikçi Caratheodory’nin babası Stephan Caratheodory 1836-1907 ise hukukçuydu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Brüksel öğrenimini bitirdikten sonra yurda dönen Terzioğlu, İÜ Fen Fakültesi Matematik Enstitüsü’nde Riyazi Mihanik ve Yüksek Hendese asistanı olarak göreve başlamıştır 1937. 1942′de doçent olmuş ve ertesi sene naklen, yeni kurulan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Enstitüsü Profesörlüğüne atanmıştır 1943. Bu fakültede iki yıl çalıştıktan sonra, profesör olarak İÜ’deki görevine dönmüştür 1944. 1950-1952 yıllarında Fen Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. Terzioğlu, bu yıllarda ülkemizin büyük eksikliğini duyduğu bazı bilimsel kurumların kuruluşunu gerçekleştirmiştir. Bunlar, İÜ Jeofizik Enstitüsü, İstanbul Baltalimanı’nda Hidrobiyoloji Enstitüsü ve Uludağ’da Prof. Dr. Adnan Sokullu ve Prof. Dr. Sait Akpınar ile birlikte kurduğu Kozmik Şua En-stitüsü’dür. Fen Fakültesi Dekanlığı’nın ardından aynı fakültede Matematik Enstitüsü Analiz Kürsüsü Başkanlığı’na getirilmiştir 1953.Karadeniz Teknik Üniversitesi KTÛ’nin kuruluşunda büyük emeği geçen Terzioğlu, 1965-1967 yıllarında, İU’ndeki görevini korumakla birlikte, önce vekaleten, sonra da asaleten bu üniversitenin kurucu rektörlüğünü yapmıştır. KTÜ’nde, Türkiye’nin ilk Temel Bilimler Fakültesi’ni kurma şerefi O’nundur. 1967′de İÜ Fen Fakültesindeki görevine dönen Terzioğlu, 1969 ve 1971 yıllarında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne seçilmiş ve bu görevini iki dönem sürdürmüştür 28 Ekim 1969 – 28 Ekim 1971 ve 28 Ekim 1971 – 31 Mayıs 1974. Rektörlüğünün ilk yıllarında, Şehzade Camii manzumesine ait tarihi imaret binasını Vakıflar’dan tahsisen alarak restore ettirmiş ve buraya son sistem bir matbaa yerleştirerek, 6 Ağustos 1971′de Fen Fakültesi Matematik Araştırma Enstitüsü adıyla hizmete sokmuştur. Bu enstitüde yabancı ülkelerden bağış ve satın alma yoluyla sağladığı ciltlik birmatematik kütüphanesi de kurmuştur. Ölümünden sonra, Fen Fakültesi’nin teklifi üzerine, “Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Enstitüsü” adını alan enstitü günümüzde de çalışmalarını sürdürmektedirSilivri Belediyesi ile yaptığı görüşmeler sonucunda, Silivri’de 35 dönümlük bir arazinin İstanbul Universitesi’ne bağışlanmasını temin eden Terzioğlu, bu arazinin bir bölümünde Fen Fakültesi Matematik Araştırma Enstitüsü’ne bağlı 18 çalışma odası, 3 büyük konferans salonu, kütüphane ile yurtdışından gelecek bilimadamlarını ağırlamak üzere bir de misafirhane yaptırmıştır. Terzioğlu, lisans üstü öğretime çok önem verir ve yetenekli gençlerin özel olarak yetiştirilmesi gerektiğine inanırdı. Bu ortamı sağlamak için, 3 Eylül 1973 tarihinde hizmete giren Silivri tesislerinde; kongre, seminer, kollokyum, yaz kursları, geliştirme kursları düzenleyerek yabancı bilimadamlarını davet etmiş ve bu suretle genç kuşakların yetişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Terzioğlu’nun Silivri tesislerinde düzenlediği bilimsel toplantılar şunlardır10-14 Şubat 1973 “I. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı”; 9-14 Temmuz 1973 “Uluslararası Sonlu Grupların Gösteriliş Teorisi Yaz Semineri” ile ilgili hazırlık kursu.; 15-28 Temmuz 1973 “Uluslararası Sonlu Grupların Gösteriliş Teorisi Yaz Semineri”; 20 Ağustos – 9 Eylül 1973 “Uluslararası Fonksiyonel Analiz Simpozyumu”; 8-21 Eylül 1975 “Uluslararası Cebrik Sayılar Teorisi Simpozyumu” ile ilgili hazırlık kursu.; 22-27 Eylül 1975 “Uluslararası Cebrik Sayılar Teorisi Simpozyumu”;23-26 Nisan 1976 “II. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı”; Ağustos 1976 “Ultrases Kongresi” Fizikçilerle ortak; 5-11 Eylül 1976 “Uluslararası Fonksiyonel Analiz Kongresi”; 20-25 Eylül 1976 “Uluslararası Rolf Nevanlinna Simpozyumu”.Terzioğlu’nun hocası olan Finlandiyalı Prof. Dr. Rolf Nevanlinna için düzenlenen bu simpozyumun açılış günü sabahı Terzioğîu bir kalp krizi geçirerek vefat etmiş, buna rağmen programda bazı değişiklikler yapılarak simpozyum tamamlanmıştır. Terzioğlu’nun 22 Eylül’de yapılan cenaze törenine konuk matematikçiler de katılmış ve simpozyum 23 Eylül’de başlamıştır. Terzioğlu bu simpozyumun onur konuğu seçilmiş, Prof. Dr. Rolf Nevanlinna’ya istanbul Üniversitesi tarafından “doctoris honoris causa” unvanı tevcih yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimde modem matematik okutulmasını kararlaştırmıştı. Fakat mevcut öğretmenler, modern matematik bilgilerine sahip değildi. Terzioğlu, Silivri tesislerinde Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak kurslar düzenleyerek matematik öğretmenlerinin modem matematiği öğrenmesini sağlamış ve bu sayede okullarda öğretime arazinin arta kalan bölümünde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı “Silivri Toplum Sağlığı Enstitüsü” kurulmuştur. Günümüzde bu tesisler, “İstanbul Üniversitesi Toplum Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi” adını taşımaktadır. Burada, ayrıca Sağlık Bakanlığı ile ortak faaliyet gösteren “Silivri, Çatalca, BüyükçekmeceSağlık Grup Başkanlığı Ünitesi” de yer almaktadır. Buraya bağlı sağlık ocaklarında, tıp öğrencileri kırsal hekimlik stajı yapmakta ve yöre halkına da sağlık hizmeti götürülmektedir. Matematik Araştırma Enstitüsü’nün Silivri’deki binalarında bugün İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü’ne bağlı, “Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Üniversite Sonrası Araştırma ve Uygulama Merkezi”, kısa adıyla “UNİSAM” faaliyetini sürdürmektedir. Burada yılda 4 kez yöneticilik ve işletme idaresi programı uygulanmakta ve firmaların orta kademe yöneticilerine hitab eden kısa süreli uzmanlık seminerleri yapılmaktadır. Ayrıca Sorbonne Üniversitesi Matematik Bölümü ve New York’taki New School, 2 senede bir, 3-4 hafta süren uluslararası matematik seminerleri Terzioğlu’nun rektörlüğü dönemindeki hizmetlerinden biri de Enez’de Dragonya adı verilen yörede, İstanbul Üniversitesi için, 100 dönümlük bir arazi temin etmesi olmuştur. Burada su ve güneşin insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelemek üzere, İstanbul Üniversitesi Mediko-Sosyal Hidro-Helyo Terapi Araştırma Merkezi’nin kurulmasına önayak olmuş ve bugün kullanılmakta olan, İstanbul Üniversitesi Enez Sosyal Tesisleri’nin büyük bir kısmının yapımını Atatürk’ün emriyle kurulan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, eski Medresetü’l-Kuzât binasına yerleştirilmişti. Buraya Yıldız Sarayı’ndan, çok değerli elyazma ve basma eserler, fotoğraf albümleri ile belgeler getirilmişti. Zamanla biriken yeni yayınlar da eklenince bu bina kitapları taşıyamaz bir duruma gelmiş ve çökme tehlikesi başgöstermişti. Bunun üzerine yeni bir kütüphane binası yapmak için teşebbüse geçilmiş ve 1961-1962 yıllarında, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nin arsası temin edilmişti. İstanbul Belediyesi ile çıkan bir uyuşmazlık nedeniyle inşaatına bir türlü başlanamamıştı. Terzioğlu’nun bürokratik engelleri aşması sonucunda, 14 Ekim 1970′te temeli atılan İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ne, yeni kitap ve dergiler taşınmış, elyazma eserler ile belgeler ise müze haline getirilen eski binada Üniversitesi’nin Avcılar Kampüsü’nün inşaatı da Terzioğlu’nun rektörlüğü sırasında başlamıştır. zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından temeli atılan kampüste, bugün, kuruluşunda Terzioğlu’nun büyük emeği bulunan Veteriner Fakültesi ile İşletme ve Mühendislik Fakülteleri, Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu öğretimlerini biliminin yurdumuzda gelişmesi yolunda büyük çabalar sarf eden Terzioğlu, matematiği, hevesli ve yetenekli öğrenci kitlelerine yaymak gerektiğini düşünüyordu. Bu amaçla ilk kez, Türkiye çapında, lise öğrencilerine yönelik bir matematik yarışması organize etmiştir 1961. Kurucu üyelerinden olduğu ve 20 yıl başkanlığını yaptığı 1956-1976 Türk Sırfî ve Tatbikî Matematik Derneği’nde, meslekdaşları ile birlikte lise öğrencileri için, 1963-1969 yılları arasında, 34 matematik kitabının yayınlanmasını sağlamıştır. Daha sonra, Türk Matematik Derneği adını alan bu kuruluş Terzioğlu’nun gayretleriyle, matematiğin gençlere sevdirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Terzioğlu ayrıca, 1972 yılında Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde, bir Nümerik ve Hesap Makineleri Kürsüsü kurmuştur. Başkanlığını yürüttüğü bu kürsü vefatından sonra Terzioğlu, 1 Mart 1942 tarihinde Zeynep Hanım Konağı ile birlikte yanmış olan İstanbul Darülfünunu Fen Şubesi Matematik Kütüphanesi’ni .kurmak için büyük çabalar harcamış, NATO ve çeşitli ülkelerden sağladığı bağışlarla Fen Fakültesi Matematik Kütüphanesi’ni kültürümüze ve bilim tarihine yaptığı katkılardan biri de direktörlüğünü yaptığı Matematik Araştırmaları Enstitüsü’nde bir program dahilinde matematiğe ait İslâm literatürünü taratmak ve antik matematikte kalan koniklere ait bilgileri değerlendirerek bilim dünyasına sunmak olmuştur. Bu çalışmalar sonunda, Arapça iki eski matematik metninin tıpkıbasımını yayınlamıştır. İlki, Pergeli Apollonios’un MÖ 262-190 koniklere dair, Conica adlı eserinin, Benî Mûsâ b. Şâkir tarafından Mecmuâtü’r-risâil adı ile yapılan Arapça çevirisinin önsözüdür. Das Vorwort des Astronomen Banî Mûsâ b. Şâkir adı ile basılan bu önsöz, Pergeli Apollonios’un Conica adlı eserinin İslam dünyasına geçişini canlı bir şekilde anlatmaktadır. Bundan sonra, Îbnü’l-Heysem’in 965-1039 Apollonios’un Conica adlı eserinin konikler hakkındaki kayıp 8. kitabının başka kaynaklardan yararlanarak yeniden yazmış olduğu nüshasının tıpkıbasımını yayınlamıştır. Das Achte Buch zu den Conica des Apollonios von Perge adını taşıyan bu kitabın giriş bölümünde özetle şu bilgiler verilmektedir“Antik matematikte koniklere karşı ilgi Menaichmos MÖ IV. yy ile başlar ve Pergeli Apollonios ile zirveye ulaşır. Apollonios kendinden önceki bilgileri işlemek ve kendi buluşlarını da katmak sureti ile Conica adlı ünlü eserini yazmıştır. Sekiz kitaptan oluşan bu eserin ilk 7 kitabı bilinmekte olup 8. kitabı kayıptır. Bu alanda çalışan İslâm ve Batı matematikçileri 8. kitabın yeniden inşasına rekonstruksiyon çalışmışlardır. Bunların en başarılısı Edmund Halley’in 1656-1742 Apollonii Per-gaei conicorum Oxoniae, 1710 adlı eseridir. îbn el-Heysem’in yeniden inşa ettiği, Conica’yı tamamlayan 8. kitabı, Manisa Kütüphanesi No. 1796′da kayıtlı olan Mecmu’âtü’r-risâil’de 4. makale olarak yer alan Makâlâtü’l-Hasan Heysem fî el-kitâbü’l-mahrûtât adını taşımaktadır. îbn el-Heysem’in bu çalışmayı Hallcy’den yaklaşık olarak 700 sene önce yapmış olması ilginçtir.”Terzioğlu, bu program çerçevesinde, İbnü’l-Heysem’in 415 / 1024 tarihinde kendinden önce yapılmış çevirileri de inceleyerek Arapça’ya çevirdiği, Conica’nm ilk 7 kitabını yayına hazırlıyordu. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya, bulunan yazmanın tıpkıbasımı bittiği sırada Terzioğlu vefat etmişti. Kitabın başına koymak istediği koniklerin tarihine dair bölüm yarım kaldığı için baskıdan çıkarılmış ve basımı Kitâb al-Mahrûtât Das Buch der Kegelschnitte des Apollonios von Perge adıyla Matematik Araştırma Enstitüsü tarafından tamamlanmıştır. Yazmanın tavsifi ve mukaddimesinin mealen çevirisinin verildiği Türkçe ve Almanca bir bölüm ihtiva Türk bilim tarihine yaptığı en önemli hizmetlerden biri de Türk Matematik Derneği Başkanı olduğu yıllarda Salih Zeki Bey’in 1863-1921 Asâr-ı Bakiye C. I-II, İstanbul, 1329/1913 adlı eserinin basılı ilk iki cildi ile elyazması 3. cildini Yazma nüshaları için bkz. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY. 903, 904, 905 Latin harflerine çevirterek genç kuşakların istifadesine sunmayı düşünmüş olmasıdır. Fen Fakültesi’nde dekanlık yapmış olan Prof. Dr. Hüsnü Hamit Sayman tarafından çevrilen ve matematik tarihimize ışık tutacak olan Asâr-ı Bâkiye’nin yayın hakkı Türk Matematik Derneği’ne aittir. Hâlâ basılmamış olması bilim tarihimiz açısından büyük bir Dünya Savaşı öncesi kurulmuş olan Balkan Matematikçiler Uni-onu’nun Union Balkanique des Mathematiciens canlanmasında önemli payı olan Terzioğlu, iki dönem bu kuruluşun başkanlığını yapmıştır 1966-1971. Ayrıca bu birliğin, 29 Ağustos 1972 tarihinde İstanbul’da düzenlediği, IV. Balkan Matematikçileri Kongresi’nin de başkanlığına getirilmiştir. Diğer uluslararası faaliyetleri arasında Türkiye’yi uluslararası Matematik Birliği’ne International Mathematical Union üye yapması da unutulamayacak bir Terzioğlu, öğrenci olaylarının yoğunlaştığı 1970 yılında, Hamdullah Suphi Tanriöver’in varislerinden, Horhor’daki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı’nın satın alınmasını gerçekleştirmiştir. Rektörlük, rektörlüğe bağlı kuruluşlar ve büroların taşındığı konak, 1983 yılında, İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana Bilim Dalı’na tahsis edilmiştir. Terzioğlu’nun ölümünün 10. yılında, 19 Aralık 1986 tarihinde yapılan bir törenle, bu binanın bir salonuna, “Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Kütüphanesi” adı verilmiştir. Bu satırların yazarı bu odada oturmaktan kıvanç yılında Hahnemann Medical Society of America üyeliğine seçilen Terzioğlu, 1974′te Türk-alman ilişkilerinin gelişmesindeki gayret ve çalışmaları nedeniyle Alman Cumhurbaşkanı tarafından Federal Alman Cumhuriyeti’nin Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca, Prag Üniversitesi ile Finlandiya- Jyvackylan Üniversitesi’nce verilmiş iki madalyası Dr. Nazım Terzioğlu’nun anısına düzenlenen, III. Yurtiçi Matematikçiler Toplantısı’nda, 26 Mayıs 1977 günü yapılan bir törenle, Silivri’deki tesislerin bahçesine bir büstü Terzioğlu, yurdumuzda matematiğin gelişmesine yaptığı katkılar nedeniyle, 2 Aralık 1982 tarihinde TÜBİTAK Hizmet Ödülü’ne layık hayatı boyunca Türkiye’de matematiğin gelişmesi, araştırma ortam ve potansiyelinin yaratılması için çaba göstermiş olan Terzioğlu’nun adına bir Matematik Araştırma Ödülü ihdas etmiştir. Bu ödül ilk kez ölümünün 5. yılında, 20 Eylül 1981 tarihinde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde düzenlenen bir törenle üç genç matematikçiye verilmiştir. 1982 yılı ödülü ise, Terzioğlu’nun kurucu rektör olarak görev yaptığı Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde, 14-24 Eylül 1982 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Matematik Simpozyumu’nun açılış töreninde genç bir matematikçiye alanında yayınlanmış pek çok makalesi bulunan Terzioğlu’nun kitapları şunlardırÜber Finslersche Raeume Münih 1936. Doktora Tezi. Fonksiyonlar Teorisine Başlangıç. Fonksiyonlar Teorisi. 2 Cilt. Konrad Knopp’dan çeviri, İstanbul 1938-1939. Finsler Uzayında Gauss-Bonnet Teoremi. İstanbul 1948. Lise Fen Kolu İçin Modern Geometri Konikler Ahmet Nazmi İlker ile, İstanbul 1960. Liseler İçin Cebir Temrinleri P. Aubert ve G. Papelier’den çeviri, İstanbul 1960. Diferansiyel ve integral Hesap Edmund Landau’dan çeviri, İstanbul 1961. Lise Fen Kolu İçin Modern Geometri. Fasikül I-Kesenler; Fasikül II-Harmonik Bölme, Harmonik Demet, Daireye Göre Kuvvet vs.; Fasikül III-Daireye Göre Kutup ve Kutup Doğrusu G. Papelier’den çeviri, İstanbul 1968. -Analiz Problemleri İstanbul 1973. Das Vorwort des Astronomen Banî Musa b. Şâkir zu den Conica des Apollonios von Perge İstanbul 1974. Das achte Buch zu den Conica des Apollonios von Perge re-konstruiert von Ibn al-Haysam İstanbul 1974. Kitâb al-Mahrûtât Das Buch der Kegelschnitte des Apollonios von Perge İstanbul 1981.Çalışma arkadaşı Prof. Dr. Suzan Kahramaner’in şu sözleri Terzioğlu’nun kişiliğini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir “Prof. Nazım Terzioğlu yetenekli ve ileri görüşlü yöneticiliği yanında her şeyden önce bir bilim adamı ve esaslı bir hoca niteliklerini taşıyordu. Herkese ve özellikle öğrencilerine karşı insancıl ve içtenlikli davranışları gençler üzerinde öyle derin bir güven etkisi yaratmıştı ki, aralarında hocaya Baba Nazım’ adını takmışlardı. 1937′den 1976′ya kadar süren 40 yıllık öğretim üyeliği sırasında gerek verdiği dersler, gerek çeviri ve kitaplarıyla öğrencilere yol göstermiş, birçok öğretim üye ve yardımcısına, dış ülkelerde doktora ve bilimsel araştırma olanağı sağlamış, onlara maddi ve manevi destek olmuştur. Bilim adamı yetiştirmek için her uygun durumdan faydalanmıştır. Yeteneklerini ortaya çıkardığı matematikçiler arasında; İTÜ’den Prof. Dr. Selma Soysal ve ODTÜ’den, bugün TÜBİTAK Başkan Vekili olan oğlu Prof. Dr. Tosun Terzioğlu’nu sayabiliriz.“Prof. Dr. Nazım Terzioğlu’nun alçakgönüllü görünümü altında uzak görüşlü kişiliği, kurullarda ve uluslararası toplantılarda saygınlığını arttırdı. 60′lı yılların sonlarında Balkan Matematikçiler Birliği UBM yeniden canlandırıldığında, ülkemiz de birliğin üyesi olarak değişik Balkan ülkelerindeki toplantılara katılıyordu. Tüzük yapımı ve yönetim için her ülkeden üç delegenin katıldığı bu toplantılar çok tartışmalı geçiyor ve genellikle bir çözüme varılamıyordu. Anlaşmanın olanaksız gözüktüğü bir toplantının son anında Terzioğlu bazı öğütlerde bulundu ve gelecek kongrenin İstanbul’da yapılmasını önerdi. Oturumun havası yumuşadı ve birçok kararlar oybirliği ile onaylandı. Birliğin Genel Sekreteri; Başımıza bir Osmanlı geldiğine göre bundan sonra sorunlar kolaylıkla çözülür’ demişti.”Teşekkür Bu çalışmayı hazırlarken ellerindeki belgeleri veren, büyük bir özveriyle hiçbir yardımı esirgemeyen; Prof. Dr. Meliha Terzioğlu, Prof. Dr. Suzan Kahramaner, Prof. Dr. Hülya Şenkon ve Gülbün Türkgeldi’ye teşekkür Hayyam hayatı ve eserleriTarihçilerin verdigi bilgiye göre Ömer Hayyam 1048 yilinda Nisabur kentinde dogdu. Dogum yilini 1044 olarak veren kaynaklar da vardir. Asil adi Giyaseddin Ebu’lfeth Bin Ibrahim El-Hayyam dir. Selçuklu döneminin yetistirdigi büyük matematikçi ve astronomlardandir. Edebiyat , tip, tarih, hukuk ve astronomi konularinda genis bilgisiyle ünlüdür. Ancak Hayyam’in felsefe , tasavvuf, fikih, tarih ve tip konularinda yazdigi bilinen bir çok yapiti günümüze ulasamamistir. Hayyam ,Matematikçi ruhuyla sair ruhu arasinda bocalayan , körü körüne inanmaya ve baglanmaya isyan eden , gerçegin sirlarini gizleyen karanligin önünde yapayalniz kalmis, yeni seyler ögrendikçe bilgisizligin bilincine varmis, materyalist ve natüralist bir bilim göre insanoglunun en önemli arastirma konusu insanin kendisi olmalidir. Insan kendisi hakkinda kesin karar verip yorum yapamazken ,daha kapsamli ve derin konular hakkinda nasil yorum yapabilir? Insan gerçegi degistirmeye kalkmadan , dogru bildigini açik yüreklilikle söyleyebilme cesaretini göstermelidir. Dünyanin gelip geçici olmasi ,onu dünya zevklerinden olabildigince yararlanma, yasamin tadini çikarma anlayisina götürmüstür. Hayyam’in imana karsi kayitsiz kalmasi herseye bilimsel gözle bakmasina sebeb olmustur. Hayyam bu görüslerini rubailerle anlatmis, dünyaya, insana,dine bakisini bu siirleri araciligiyla senin yasani çignemedi ki , söyle? Günahsiz bir ömrün tadi ne ki, söyle? Yaptigim kötülügü , kötülükle ödetirsin sen, Sen ile ben arasinda ne fark kalir ki, söyle? Ömer Hayyam’in yüzyillar sonra Bati dünyasinda taninmasi ve belki de en çok okunan, en sevilen Dogulu yazar olmasini saglayan yapitiysa Rubaiyat’ bu derece ünlenmesinin en önemli nedeni Ingiliz ozan Edward Fitzgerald tarafindan yapilan çevirinin oldukça basarili olmasidir. Fitzgerald’in çevirisinin 1859 yilinda Londra’da yayinlanmasinin ardindan tüm edebiyat dünyasinin ilgisi Hayyam üzerinde yogunlasti. Basta Ingiltere , Amerika ve Fransa olmak üzere dünyanin birçok ülkesinde Hayyam’in rubaileri çesitli dillere çevrildi. Londra’da bir de Hayyam Kulübü kuruldu. Hayyam Kulübü’nün kapisina da onun su rubaisi yazildi. Var eyledi yetmis iki millet yaradan. Ben sevgi için dogmusum, ancak anadan. Kafir ya da Islam ne imis, senin amaç! Din ayrimini , kaldir a Tanrim aradan. Edebiyat dünyasinda bu derece sevilen ve ünlü olan Hayyam bilim dünyasinda da taninmis ve çesitli eserler Celalettin Meliksah tarafindan takvim olusturmak üzere kurulan bilim adamlarinin basina getirilmistir. O zamanlar halk arasinda “Ömer Hayyam Takvimi”, bugünse “Celali Takvimi” olarak bilinen bu takvim her 5000 yilda bir gün hata veriyordu. Günümüzde kullanilan Gregoryan takvimi ise her 3330 yilda bir gün hata vermektedir. Bu da Hayyan’in bilimsel düzeyinin kendi zamaninin ne kadar ötesinde olusunun açik bir göstergesidir. Ayrica Ömer Hayyam takvimi sadece günleri, aylari belirlemekle kalmiyor, mevsim degisikliklerini de büyük titizlikle saptamistir. Yani yilin hangi gününde yagmur yagacak, hangi gününde kocakari soguklari baslayacak, firtinalar hangi gün kopacak not etmisti . Bunlar hiç mi sapmiyordu? Her yazilan oldugu gibi dogru mu çikiyordu? Elbette degil. Ancak usta meteoroloji uzmanlarinin da belirttigi gibi,” Ilk insanlardan beri sürdürülen ince gözlemlerin sonucu olan bu takvimde belirtilen mevsim hareketleri genellikle dogru çikiyordu.” Bazi mevsim hareketleri için ,neredeyse meteoroloji yanilmaz ki benim hesaplamalarim Yili insan pusulasina uydurdu,ha? Eger öyleyse takvimden Dogmamis yarini ve ölü dünü koparalim. Onun bu takvimi uzun yillar Ortadogu’da ve Bizans’ta kullanildi. Tip, fizik, Astronomi, Cebir, Geometri ve Yüksek Matemetik alanlarinda önemli çalismalari olan Hayyam için zamaninin tüm bilgilerini bildigi disinda Hayyam’in kaleme aldigi ve çogu bilimsel içerikli olan kitaplar sunlardir. 1 -Risale fi’l Barehin alâ Mesailü’l-Cebr ve’l- Mukabele Cebir ve geometri üzerine 2 – Muhasar fi’l- Tabiiyat Fiziksel bilimler alaninda bir özet 3 – Muhtasar fi’l – Vücud Varlikla ilgili bilgi özeti,bu kitap Londra’da British Museum’dadir 4 -El- Kevnn ve’t Teklif Olus ve Görüsler 5 -Mizan-ül Hikem Bilgelikler Ölçüsü 6 -Ravzat-ül- Ukul Akillar Bahçesi 7 -Fi Serh-i ma eskel men Mosaderhât-e Ketâl-e Oklides Bu kitaplardan özellikle Cebir kitabi Doguda matematik dünyasinda uzun yillar etkili olmustur. Batili matematikçilerse bu derslere ancak 1851 yilinda çevirisi ile tanismistir. Aslinda Ömer’in çalismalarindan Bati’da ilk söz eden Gerard Meerman idi. Meerman 1742 yilinda yazdigi Speicmen Calculi Fluxionalis’ adli eserinin önsözünde Islam bilginlerinin matematige yaptiklari hizmetleri sayarken Leyden kütüphanesinde bulunan ve Ömer Hayyam’a ait olan bir elyazmasindan tarafindan kütüphaneye bagislanan eserde kübik denklemlerin cebirsel çözümlerinin bulundugunu yaziyordu Meerman. Iste Woepcke, L’Algébre d’Omar Alkhayyâmî adini verecegi çevirisini yaparken bu elyazmasini ve bunun disinda Paris Ulusal Müzesi’de bulunan iki elyazmasini kullandi. Ayni kitabin bir kopyasi da Columbia Üniversitesi kütüphanesi Profesör David Eugene Smith koleksiyonunda bulunmaktadir. Profesör Smith tarafindan Hindistan’in Lahor kentinde bulunan bu elyazmasi esas itibariyle Leyden’deki kopyanin çok benzeridir. Ömer Hayyam’in Cebir kitabi, on bölümden olusur. Kübik denklemlerle ilgili kisimlar birlestirildiginde geriye alti bölüm kalir. Kaynaklar Bilim ve Teknik Théma Larouse Cilt 6Salih Zeki Bey 1864 – 1921 hayatı ve eserleriXIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul’da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka’ da görmüş, yüksek öğrenimini Paris’te elektrik mühendisliği bölümünü Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi’nde matematik ve fizik dersleri okutmuştur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiştir. Bugünkü gerçek üniversitenin kurucusu Salih Zeki’dir. Türkiye’ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliğini edebiyat kadar matematiğe yönelten ve matematiği sevdiren yine o olmuştur. Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin en dikkate değer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından başka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat’ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştırSELMAN AKBULUT hayatı ve eserleriProf. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi Berkeley Matematik Bölümü’nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak göreve Dr. Akbulut, 1975 – 1976, 1980 – 1981 yıllarında Advanced Study Institute’da, 1982 – 1983 yıllarında Max – Planck Enstitüsü ve 1984 – 1985 yıllarında California Üniversitesi, Mathematical Sciences Research Institute’de çalışmalarda Dr. Akbulut, Türk Matematik Derneği, Amerikan Matematik Derneği ve Doğa – Türk Matematik Dergisi Editörler Kurulu’na Dr. Selman Akbulut’un Uluslararası Science Citation Index’ce taranan hakemli dergilerde çıkmış 29 yayını vardır ve bu yayınlara 1991 yılı sonu itibariyle 239 atıf Bey 1393 – 1449 hayatı ve eserleriTürk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur’un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet’tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur’un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant’ta ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan’ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey’e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey’in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey’in korktuğu başına Bey, Semerkant’ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant’a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda yönetimini Kadı Zade ile Cemşid’e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu’ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç’in iki makalesi 1650 yılında Londra’da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen Kürkani’nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye’ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında Nesin 1956 hayatı ve eserleri1956′da İstanbul’da doğdu. İlkokuldan sonra ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde, liseyi de İsviçre’nin Lozan kentinde tamamlayan Nesin 1977-1981 yılları arasında Paris VII Üniversitesi’nde matematik öğrenimi gördü. Daha sonra ABD’de Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Ali Nesin, 1985-1986 arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusü’nde öğretim üyeliği yaptı. Türkiye’ye kısa dönem askerlik görevi için geldiği sırada “orduyu isyana teşvik” iddiasıyla tutuklanarak yargılandı. Yargılanma sonunda beraat ettiği halde pasaport verilmediği için işine dönemeyen Nesin, sonunda yeniden passaport alarak yurtdışına gitti. 1987-1989 arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent, ardından 1995′e kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü’nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 1993-1994 Öğretim Yılı’nı Bilkent Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak geçirdi. 1995′te, babası Aziz Nesin’in ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliğini üstlendi. Ayrıca Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı olan Ali Nesin iki çocuk sahibidir. Kasım 2004′den beri de Nesin Yayınevi genel yönetmenliğini Nesin’in Matematik ve Korku, Matematik ve Doğa, Matematik ve Sonsuz, Develerle Eşekler, Önermeler Mantığı adlı kitaplarının yanısıra çeşitli dergilerde çıkmış bilimsel makaleleri ve İngilizce bir kitabı bulunmaktadır. Matematiksel araştırma alanı “Morley mertebesi sonlu gruplar”dır. Aynı zamanda, üç ayda bir yayımlanan, Matematik Dünyası adlı bir matematik dergisi araştırmaları, bölüm başkanlığı ve Nesin Vakfı yöneticiliğinin yanı sıra yağlıboya resim, desen ve portre çalışmaları da Mitolojisi Yunan Mitolojisinde Tanrılar-TanrıçalarKonu BaşlıklarıAHMET FERGANİ9. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan’ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler biyografik eserlerde doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduğu Kuşçu hayatı ve eserleriAli Kuşçu asıl adı Ali Bin Muhammed d. 1403, Semerkant – ö. 16 Aralık 1474, İstanbul, Türk.[1] gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci. Gökbilimci ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, 15. yüzyıl’da Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a Arf 1910 – hayatı ve eserleriÜlkemizde matematigin simgesi haline gelen Cahit ARF 1910 yilinda Selanik’te dogdu. 1932 yilinda Galatasaray Lisesi’nde matematik ögretmenligi, 1933 yilinda Istanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör yardimcisi Doçent adayi olmustur. Doktorasini 1938 yilinda Almanya’da Clölting Üniversitesi’nde İsmail Efendi 1730-1790 hayatı ve eserleri1730 yılında şimdiki Manisa’nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail’dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır. Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini hayatı ve eserleriHorasan bölgesinde bulunan harezmbugünkü Türkmenistan’ın Khiva şehrinde dünyaya gelen Harezmi’nin tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi’dir. Harezm’de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat’taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat’a gelir ve Tevfik Paşa 1832-1901 hayatı ve eserleriVidinli Hüseyin Tevfik Paşa 1832-1901 bir Osmanlı generali ve bilim adamıdır. İstanbul’da 1892 yılında İngilizce olarak yazdığı özgün bir eser olan “Linear Algebra” Lineer Cebir adlı eseri dünya çapında çağın en önemli Matematik kitaplarından Erim 1894 – 1952 hayatı ve eserleriKerim Erim, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’ni bitirdikten 1914 sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı 1919. Türkiye’ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Burada Mustafa İnan gibi önemli bilim adamlarının da hocalığını Nasuh 1553 hayatı ve eserleriTürk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533′ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547′den, 1551′den, 1553′ten sonra ölmüş olabileceği ileri LÜTFİ 1495 hayatı ve eserleriİ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa’nın ve Ali Kuşçu’nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu’dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa’ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi’yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne Terzioğlu 1912 – 1976 hayatı ve eserleriNazım Terzioğlu Kayseri, 1328/1912 – Silivri, 20 Eylül 1976 ilk öğrenimini, doğum yeri olan Kayseri’de yapmış, İstanbul’da başladığı orta öğrenimine İzmir’de devam ederek 1930′da İzmir Lisesi’nden mezun olmuştur. Ord. Prof. Dr. Cahit Arf ve Prof. Dr. Tevfik Oktay Kabakçıoğlu 1910-1971 gibi değerli matematik bilginlerinin de mezun olduğu İzmir Lisesi, o sıralarda Türkiye’nin en iyi matematik öğretmenlerine Hayyam hayatı ve eserleriTarihçilerin verdigi bilgiye göre Ömer Hayyam 1048 yilinda Nisabur kentinde dogdu. Dogum yilini 1044 olarak veren kaynaklar da vardir. Asil adi Giyaseddin Ebu’lfeth Bin Ibrahim El-Hayyam dir. Selçuklu döneminin yetistirdigi büyük matematikçi ve astronomlardandir. Edebiyat , tip, tarih, hukuk ve astronomi konularinda genis bilgisiyle ünlüdür. Ancak Hayyam’in felsefe , tasavvuf, fikih, tarih ve tip konularinda yazdigi bilinen bir çok yapiti günümüze Zeki Bey 1864 – 1921 hayatı ve eserleriXIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul’da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka’ da görmüş, yüksek öğrenimini Paris’te elektrik mühendisliği bölümünü AKBULUT hayatı ve eserleriProf. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi Berkeley Matematik Bölümü’nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak göreve Bey 1393 – 1449 hayatı ve eserleriTürk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur’un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet’tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur’un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant’ta Nesin 1956 hayatı ve eserleri1956′da İstanbul’da doğdu. İlkokuldan sonra ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde, liseyi de İsviçre’nin Lozan kentinde tamamlayan Nesin 1977-1981 yılları arasında Paris VII Üniversitesi’nde matematik öğrenimi gördü. Daha sonra ABD’de Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Ali Nesin, 1985-1986 arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusü’nde öğretim üyeliği yaptı. Türkiye’ye kısa dönem askerlik görevi için geldiği sırada “orduyu isyana teşvik” iddiasıyla tutuklanarak Hikmet Modern matematiği ortaya çıkaran keşiflerin yapıldığı İslam KütüphanesiTÜM BAŞLIKLARIN YER ALDIĞI İÇERİKLERİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINAkademi Portal EğitimGoogle “Akademi Portal” 0806 21 Vefakar Üye M&206;MAR S?NAN 1490-1588 Koca Sinan lâkab?yla da an?lan Mîmar Sinan, 1490’da Kayseri’nin Ağ?rnas köyünde dünyaya geldi. Sinan, 1512’de Yavuz Sultan Selim zaman?nda Kayseri’den devşirme olarak ?stanbul’a getirildi. Burada, Acemioğlan Ocağ?na girdi ve yeniçeri oldu. Herkes kabiliyetlerine göre s?n?fland?r?ld?ğ? için, Sinan da neccar köprücüler s?n?f?na ayr?ld?. Bundan dolay? ?stanbul’un en şöhretli ustalar?yla, mîmarlar?yla tan?şt? ve onlardan dersler ald?. Fakat Sinan’?n kabiliyetlerini geliştiren; bu dersler değil, yapt?ğ? seyahatler oldu. Osmanl? ordusuna bir nefer olarak kat?ld?. Yavuz Sultan Selim döneminde 1514’te ?ran, 1517’de M?s?r; Kanunî Sultan Süleyman zaman?nda ise 1521’de yap?lan Belgrad ve 1522’de yap?lan Rodos seferlerine kat?larak atl? sekban oldu. 1526’da Mohaç Savaş?’nda bulundu. Daha sonra acemioğlanlar yayabaş?l?ğ?na, peşinden de kap? yayabaş?l?ğ?na yükseldi. 1532 y?l?nda zemberekçibaş? rütbesiyle Alman Seferi’ne, 1534’te ise Irakeyn Seferi’ne kat?larak Tebriz’i ve Bağdat’? gördü. Bundan sonra haseki olarak Kanunî Sultan Süleyman’?n Korfu, Pulya ve Kara Boğdan seferlerine kat?ld?. Kara Boğdan Seferi’nde, 13 gün içerisinde bir köprü kurarak padişah?n takdirini kazand?. Bütün bu seferlerde Sinan bir savaşç?dan çok, istihkâmc? olarak hizmet gördü. Ordunun geçtiği yollarda köprü, yol, kale gibi çeşitli yap?tlar inşâ etti. Bu işlerdeki başar?lar?ndan dolay? 1536’da “Reis-i Mîmârân-? Dergâh-? &194;lî” yüksek dergâh mîmarlar?n?n baş? unvan?n? ald? ve 35 sene bu görevi yürüttü. Birçok eserler verdikten sonra 1588’de vefât etti. Türbesi, Süleymâniye Camii Külliyesi içerisinde bulunmaktad?r. Mîmar Sinan sadece dahî bir mîmar değil, ayn? zamanda büyük bir ilim adam?d?r. Prof. Dr. As?m Y?ld?z’?n ifadesiyle o “Dehas?n? sadece mîmarl?k sanat?nda göstermekle kalmam?ş, ayn? zamanda birkaç yüzy?l sonras?n?n Avrupa bilimini geride b?rakacak bilimsel keşifleri de gerçekleştirmeyi başarm?şt?r”. Çünkü o, “akustik ve ak?şkanl?k” sahalar?nda ilme önemli katk?larda bulunmuştur. “Yap?sal akustik ve toprak dinamiği”ne katk?lar? hâlâ orijinalliğini korumaktad?r. Prof. Dr. ?lhan Erkan’a göre ise, onun akustikle ilgili katk?lar? Süleymâniye’nin hem iç düzeni, hem de dizayn?na yans?m?şt?r. Kürsüden ç?kan ses değişikliğe uğramadan her yerde aynen duyulabilmektedir. Sinan bunu, pürüzsüz sütunlar kullanarak, sesin geri yans?mas?n? ve zay?flamas?n? asgarîye indirmekle başarm?şt?r. Mîmar Sinan’?n bir k?s?m ilmî keşifleri daha vard?r. Bugün, elastik bir yap?daki kuvvet ile yer değiştirmenin lineer olarak birbirleriyle ilgili olduklar?n?, yani “lineer elastikiyet teorisi”ni ?ngiliz Robert Hook’un 1635-1703 bulduğu belirtilir. Oysa Sinan, ondan önce bu teoriyi uygulamay? başarm?şt?r. Yine Mimar Sinan, büyük ölçüde statik yük alt?nda gözenekli kat?lardaki suyun tazyikle s?k?şt?r?lmas? yolunu da ilk defa açm?şt?r. Oysa bu, 20. yüzy?lda Karl Terzaghi taraf?ndan ortaya at?lan “konsolidasyon teorisi”nin konusu içerisinde yeniden ele al?nm?şt?r. Dr. Terzaghi, sadece Sinan ve öğrencilerinin ilmî prensipleri ve üstün sanat kabiliyetleriyle yapt?klar? eserleri ortaya ç?karmakla kalmam?ş, ayn? zamanda konsolidasyon teorisini formülize etmesine imkân tan?yan, inşaatç?l?ğa ait bilgi ve dokümanlar? da bulmuştur. Sinan, sadece temel toprağ?n?n kuvveti ile yer değiştirme aras?ndaki lineer alâkay? bulup kullanmakla kalmam?ş, ayn? zamanda “gerilme” ile “mukavemet” ifadelerini de ilk defa kullanan mîmar olmuştur. Buna dayanarak Prof. Dr. As?m Y?ld?z, Sinan’? en büyük bilim adamlar? aras?nda saymakta ve şöyle demektedir “Sinan’?n böyle bir şeyi, K. Terzaghi’nin konsolidasyon teorisini formülize etmesinden 400 sene önce düşünmüş olmas?, Mîmar Sinan’?, gelmiş geçmiş en büyük bilim adamlar? aras?na dahil etmiştir.” Bununla birlikte, Mîmar Sinan, ilim adam? olmaktan daha ziyade bir sanat dahisidir. Türk Mîmarîsi’ni erişilemeyecek bir derecede yükseltmiştir. Mîmar Sinan, orduda görev ald?ğ? dönemlerde birçok ülke görmüş ve bu ülkelerdeki eserleri inceleme f?rsat?na sahip olmuştur. Ancak, hiçbir zaman bunlar? taklit yoluna gitmemiştir. Yeri geldiğinde, diğer ülkelerde gördüğü eserlerden ilhâm alm?ş, bunlar? Türk Mîmarîsi içinde eritip olgunlaşt?rm?şt?r. Mîmar Sinan, Osmanl?lara has biçimi olgunluğa ulaşt?rm?ş bir mîmard?r. Bu biçimin esas özelliği, yap?da örtü unsuru olarak daima kubbenin kullan?lmas?d?r. Sinan, kubbenin kullanma imkânlar?n? son noktas?na ulaşt?rm?şt?r. Mîmar Sinan’?n eserlerinin toplam? bizzat kendi ağz?ndan dinlenerek kaleme al?nan Tezkiretü’l-Ebniye’ye göre 364’tür. Bunlardan 84’ü cami, 52’si mescit, 57’si medrese, 22’si türbe, 7’si darülkurra, 17’si imâret aşevi, 3’ü dârü’ş-şifâ sağl?k yurdu, 7’si su yolu kemeri, 8’i köprü, 35’i saray, 20’si kervansaray, 6’s? mahzen, 46’s? ise hamamd?r. Not Ayr?nt?l? bilgi için bkz Döğen Ş.; Müslüman ?lim Adamlar?; Yeni Asya Neşriyat; ?stanbul; Şubat 2004 Konu elff tarafından Saat 0231 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0810 22 Vefakar Üye ISAAC NEWTON 1642-1727 Newton, 1642 y?l?n?n bir noel gününde bir ?ngiliz çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babas?, Newton doğmadan 3 ay önce ölmüştü. Erken doğum ile doğan Newton, o kadar zay?f, o kadar çelimsizdi ki, çevresindeki herkes onun yaşayacağ?na inanm?yordu. Newton 3 yaş?nda iken annesi ikinci kez evlendi. Onun bak?m?, anneannesine b?rak?ld?. Newton, çocukluğunda da dinç, canl? ve kuvvetli değildi. Bu yüzden arkadaşlar?n?n oynad?ğ? zor oyunlara kat?lamazd?. Newton, ürkek yap?l?, sinirli ve tenkid edilmeye tahammülü olmayan bir insand?. Çal?şmalar?ndan birine itiraz gelecek diye çok korkuyordu. Yerçekimi genel kanununu, bu nedenle keşfettikten 20 y?l sonra 1687 y?l?nda yay?nlayabilmiştir. Kendi ad?yla an?lan Hareket Kanunlar?’n? bulduğunda, yay?nlamak için yine uzun süre beklemiştir. Newton, ilk öğrenimini yöredeki okullarda yapt?. Newton’daki zekây? ilk keşfeden, day?s? Williams olmuştur. Bu s?ralar annesinin ikinci kocas? da ölmüştü. Annesi, Newton’u yan?ndan ay?rmak istemiyordu. Day? Williams, annesini ikna ederek, onun üniversiteye gitmesini sağlad?. Newton 1661 y?l?nda Cambridge’deki Trinity College’a girdi. Matematik öğretmeni Isaac Barrow, hem ilahiyatç? hem de meşhur bir matematikçiydi. Newton’un matematikte kendisinden çok ileride olduğunu kabul ediyordu. Barrow, geometri derslerinde kendine özgü yöntemlerle alanlar? hesaplamak, eğrilere üzerindeki noktalardan teğet çizmek için yollar gösteriyordu. ?şte bu dersler Newton’u diferensiyel ve integral hesab?n? bulmaya ve bu sahada çal?şmaya yönelten ilk ad?mlard?r. Newton, Cambridge &220;niversitesi’ne gitmeden önce Descartes analitik geometriyi, Kepler kendi ad?yla an?lan üç kanundan ikisini bulmuştu. Bu bilgiler de onun için bir temel oluşturmuştu. Newton’un en önemli buluşu, diferensiyel ve integral hesab?n? bulmas?d?r. Zaten Newton’u gelmiş geçmiş üç büyük matematikçiden biri yapan buluşu budur. Büyük fizik âlimi Berkeley, bu kavram için hakl? olarak “Diferensiyel ve integral hesap her kap?y? açar. Bu öyle bir anahtard?r ki onun sayesinde modern matematikçiler geometrinin ve sonuç olarak doğan?n s?rlar?n? keşfeder” demiştir. Ayn? y?llarda Leibniz de ayn? kavramlar üzerinde çal?ş?yordu. Newton ve Leibniz, buluşlar?n? birbirleri ile yoğurarak geliştirdiler. Birbirlerinin niteliklerini çok iyi biliyor ve takdir ediyorlard?. Çağ?m?za ?ş?k tutanlar?n çoğunun hayat? zorluk ve s?k?nt?lar içinde geçmiştir. Yaşad?ğ? uzun y?llar? mesut bir biçimde geçiren ve yapt?klar?n?n sonuçlar?n? gören, yaşad?ğ? dönemde takdir edilen, şan ve şöhretle alk?şlanan tek matematikçi Newton’dur. Newton, 20 Mart 1727’de 85 yaş?nda öldü. Konu elff tarafından Saat 0232 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0812 23 Vefakar Üye Alfred NOBEL 1833-1896 Alfred Nobel, 21 Ekim 1833 tarihinde ?sveç’in Stockholm şehrinde, bir mühendisin oğlu olarak dünyaya geldi. Babas?n?n ad? Immanuel, annesinin ad? Andriette Ahlsell’di. Alfred’in doğumu, babas?n?n işlerinin kötüye gidip, işyerini kapatmak zorunda kald?ğ? y?la denk gelmektedir. 9 yaş?nda iken ailesi ile birlikte Rusya’ya gitti. Burada, kardeşleri ile birlikte özel öğretmenlerden insanl?k ve tabiî bilimler dersi ald?. Faaliyetlerinin esas?n? teknolojik araşt?rmac? ve mucit olarak bilim teşkil ediyorsa da, edebiyattan entelektüel bir zevk al?yordu. Alfred 17 yaş?nda ?sveç, Rus, Frans?z, ?ngiliz ve Alman dillerinde konuşabiliyor ve yazabiliyordu. Alfred en çok edebiyat, kimya ve fiziğe ilgi duyuyordu. Rus ordusuna teçhizat sağlayan bir mekânik atölyesine sahip olan ve 1853-1856 y?llar? aras?nda gerçekleşen K?r?m Savaş? s?ras?nda deniz may?nlar?n?n kullan?m? fikri ile ?ngiliz Kraliyet Donanmas?n?n St. Petersburg’u bombalama menziline girmelerini önleyen babas? Immanuel, oğlunun kendisinin yapm?ş olduğu aşamalar? izlemesini istiyor ve Alfred’in şiire ilgi duymas? onu memnun etmiyordu. Bu yüzden Alfred’i Kimya Mühendisi olmas? için yurtd?ş?na gönderdi. Alfred, Paris’te ünlü kimyager Profesör T. J. Pelouze’un laboratuar?nda çal?şt?. Burada ad? Ascanio Sobrero olan genç bir ?talyan kimyageri ile tan?şt?. Sobrero, üç y?l önce yüksek bir patlay?c? s?v? olan “Nitrogliserin”i bulmuştu. Bu maddenin pratik kullan?m?n?n çok tehlikeli olduğu düşünülmüştü. Alfred, nitrogliserine çok ilgi duymuştu ve bunun yap? işlerinde emniyetli bir şekilde nas?l kullan?labileceğini düşünmeye başlam?şt?. Eğitimini bitirip Rusya’ya döndükten sonra babas? ile birlikte nitrogliserini ticarî ve teknik aç?dan yararl? bir patlay?c? haline getirmek için çal?şmalara başlad?. K?r?m savaş? sona erdikten sonra Alfred’in babas?n?n işleri kötüye gitmeye başlad?. Bunun üzerine ?sveç’e dönmeye karar verdi. Nobel Ailesi 1863 y?l?nda ?sveç’e geri döndükten sonra Alfred, nitrogliserini güvenli bir patlay?c? haline getirme işine yoğunlaşt?. Ne yaz?k ki yap?lan deneyler kazalara neden olup, aralar?nda Alfred’in genç kardeşi Emil de olmak üzere birçok kişinin ölümüne sebep oldu. ?sveç hükümeti bu deneylerin Stockholm il s?n?rlar? dahilinde yap?lmas?n? yasaklad?. Buna rağmen, Alfred pes etmedi ve deneylerini Maleran Gölü’nde, mavna veya düz zeminli tekneler üzerinde sürdürmeye devam etti. 1864 y?l?nda nitrogliserinin büyük oranlarda üretimine başlad?. Bu arada ürünü muhtelif katk?larla daha emniyetli hale getirme işine de devam etti. Alfred Nobel, nitrogliserinin “Kieselgur” ad? verilen ince bir kum çeşidi ile kar?şt?r?l?nca çubuk haline getirilebilen bir macun haline geldiğini buldu. Bu çubuklar, aç?lan delikler içine yerleştirilebiliyordu. Buluş, 1866 y?l?nda yap?lm?şt?. Alfred, ertesi y?l bu buluşun patent ve yasal kullan?m haklar?n? ald?. Bulduğu malzemeye “dinamit” ad?n? verdi. Dinamit ve patlay?c? fünyeleri inşaat endüstrisi taraf?ndan büyük miktarlarda talep edilmekteydi. Bu sebepten dolay? Alfred Nobel, 90 değişik yerde 20 farkl? ülkede fabrika açt?. Alfred Nobel, ?talya’n?n San Remo şehrinde 10 Aral?k 1896 tarihinde öldü. Son arzusu ve vasiyetinde, gelecekte elde edilecek servetinin büyük bir k?sm?n?n; fizik, kimya, fizyoloji, t?p, edebiyat ve bar?ş alanlar?nda insanl?ğ?n yarar?na çal?şmalar yapan kişilere verilmesini istemiştir. 1901 y?l?nda Fizik, Kimya, Fizyoloji, T?p ve Edebiyat alanlar?ndaki ilk NOBEL ÖD&220;LLER?, Stockholm ?sveç ve Bar?ş Ödülü Oslo’da Norveç verildi ve hâlen de verilmeye devam edilmektedir. Konu elff tarafından Saat 0232 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0815 24 Vefakar Üye Louis PASTEUR 1822-1895 Frans?z biyolog ve kimyac?s? olan Pasteur, 27 Aral?k 1822’de Jura yönetim bölgesindeki Dole kentinde doğdu. Mikroplar?n kendiliğinden üremesi diye bir şeyin söz konusu olmad?ğ?n? gösteren Pasteur, bunun için şarap ve biralar? inceledi. Şarbon hastal?ğ?n mikroskobik olduğunu kan?tlayarak şarbon aş?s?n? buldu. Mayalanma olay?n?n ve bulaş?c? hastal?klar?n mikroorganizmalar taraf?ndan gerçekleştirildiğini kan?tlayarak, “kendiliğinden türeme” kuram?n? çürütmüş olup, pastörizasyon yöntemini ve kuduz aş?s?n? bulmuştur. Paris’teki Yüksek Öğretmen Okulu’nda Ecole Normale Superieure 1845’te lisansüstü, 1847’de de doktora çal?şmas?n? tamamlad?. 1848’de Frans?z Bilimler Akademisi’ne, baz? kimyasal bileşiklerin birbirinin ayna görüntüsü olan sağ ve sol bileşenlere ayr?ld?ğ? yolundaki önemli buluşunu sundu. Rasemik asidin tuzlar? üzerine yapt?ğ? kristalografik incelemelerde, bu tuzlar?n kimyasal bileşimi ayn?, ama kristal yap?s? farkl? olan, ?ş?ğ?n kutupsal düzlemini sağa ve sola döndüren iki ayr? bileşenden oluştuğunu gösterdi. Pasteur ayr?ca üzümün mayalanmas? sonucunda oluşan tartarik asidin mikroorganizmalar? beslediğini de buldu. Bu deneyler sonucunda da kimyasal bileşiklerin biyolojik özelliklerinin, molekülü oluşturan atomlar?n yap?lar?n?n yan?s?ra konumlar?na da bağl? olduğunu kan?tlam?ş oldu. 1848’de Dijon Lisesi’nde fizik dersleri vermeye başlad?. K?sa bir süre sonra da Strasbourg &220;niversitesi’ne kimya profesörü olarak atand?. Göreve başlad?ktan birkaç ay sonra, 1849 May?s’?nda da, Strasbourg Akademisi rektörünün k?z? Marie Laurent ile evlendi. 1854’te Lille &220;niversitesi’nde yeni kurulan Fen Fakültesi’nin dekan? oldu. Kuram?n uygulama ile ilişki içinde olmas? gerektiği inanc?yla, üniversiteyle sanayi aras?nda işbirliğini sağlayan bir eğitim program? başlatt?. Şeker pancar? ve üzümden alkol üreten bir sanayicinin karş?laşt?ğ? sorunu çözmek amac?yla mayalanma üzerine araşt?rmalara başlad?. Alkol ve sütün mayalanmas?na ilişkin deneyler sonucunda mayan?n, havas?z bir ortamda da kendisini yeniden üretebilen Pasteur etkisi bir canl? olduğu kuram?n? ortaya koydu. 1857’de Paris’teki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Bilimsel Araşt?rmalar yöneticiliğine getirildi. ?mparator III. Napoleon’un desteğiyle ayn? okulda kendisi için bir fizyolojik kimya laboratuar? kuruldu. Ayn? zamanda Sorbonne’da kimya profesörlüğüne atanan Pasteur, o güne kadar bilim adamlar?n?n desteklediği ve mikroorganizmalar?n kendiliğinden türediği varsay?m?na dayanan kuram?n doğruluğunu araşt?rd?. Sonuçta alkol ve laktik asitte mayalanman?n, havayla ilişki halinde daha da h?zland?ğ?n? gördü. Böylece besinlerin; mikroplar?n kendiliğinden üremesiyle değil, havada bulunan ve kokuşmaya neden olan mikroorganizmalarla temas ettiğinde bozulduğunu kan?tlad?. Pasteur, bu buluşunu kuramsal bir temele oturttuktan sonra, Fransa’n?n ekonomisinde önemli rol oynayan sirke ve şarab?n bozulmas?na yol açan mikroplar?n ?s? yoluyla yok edilmesine dayal? pastörizasyon işlemini geliştirdi. Böylece bu ürünlerin bozulmadan korunmas? ve taş?nmas? sağland?. 1881’de Pasteur, çeşitli hastal?k yap?c? mikroorganizmalar?n etkisini azaltan bir teknik geliştirmişti. Şarbon ve tavuk koleras?na neden olan mikroorganizmalar? elde ettikten sonra bunlar?n zay?flat?lm?ş kültürünü aş? olarak kulland?. 1882’de Frans?z Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. Kuduz virüsünü elde edip güçsüzleştirerek geliştirdiği kuduz aş?s?n? ilk kez 1885’te insanlara uygulad?. 1888’de Paris’te kuduz üzerine temel araşt?rmalar?n yap?lmas?, kuduzdan korunma ve kuduz aş?s?n?n uygulanmas? üzerine çal?şmalar?n sürdürülmesi amac?yla kurulan bu enstitüyü, ölümüne kadar yönetti. Alkol, süt, tereyağ?, peynir ve sirke mayalanmalar?n? inceleyip, sorumlu mikroorganizmalar? tan?mlad?ktan sonra; ekşime, köpürme ve renk kararmas? gibi şarapta zamanla ortaya ç?kan bozulmalar? araşt?rmaya başlayan Pasteur, bugün kendi ad?yla an?lan konserve tekniğine bu yoldan ulaşt?. Bozulmaya neden olan mikroorganizmalar? öldürmek için, şarab? kapal? bir kapta, 60 oC ile 100 oC aras?ndaki bir s?cakl?kta birkaç saat ?s?t?p h?zla soğutmay? önerdi. Şarap, bira, süt, meyve suyu gibi tüm mayalanabilir s?v?lara uygulanan “pastörizasyon” yöntemi, önce Frans?z ordusunda, sonra sanayide uygulanarak tüm dünyaya yay?ld?. T?p, biyoloji ve kimya bilimlerine birçok katk?da bulunan Louis Pasteur, 28 Eylül 1895’te Paris yak?nlar?nda, Marnes-la-Coquette kasabas?ndaki Villeneuve-I’Etang şatosunda hayata gözlerini yumdu. Konu elff tarafından Saat 0232 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0817 25 Vefakar Üye Pisagor Yaklaş?k 580 - 500 Yunan felsefecisidir. Doğum yeri olan Samos Sisam Adas?’ndan Güney ?talya'ya, Crotono'ya göç etti. Güney ?talya bu devirde bir Yunan kolonisiydi ve buraya yerleşenlerce Magna Graecia Büyük Yunanistan ad?yla an?l?yordu. Protona da bu yörenin zengin liman kentlerinden biriydi. Pisagor işte burada biraz kişisel çekiciliği, biraz kendisinde var olduğunu iddia ettiği kehânet gücü ve biraz da etraf?nda oluşturmay? başard?ğ? gizemci havayla kentin zengin ve soylu delikanlar?ndan 300 kadar?n? bir çat? alt?nda toplad? ve bir gizli örgüt, okul ya da mezhep diye tabir edebileceğimiz bir teşkilât kurdu. Pisagor, öğrencilerini iki bölüme ay?r?yordu Dinleyiciler ve Matematikçiler. Örgüte dinleyicilikle başlan?yor ve belirli bir deneme süresinden sonra başar?l? olunursa matematikçiliğe geçiliyordu. Pisagorculuk; evrende herşeyin bir say?ya bağl? olduğunu öne sürer. Pisagor'un öğretisinde; düzgün geometrik şekiller de önem taş?r. Örneğin Pisagor; yeryüzünün düzgün alt? yüzlüden, ateşin piramitten, havan?n düzgün sekizyüzlüden, suyun yirmiyüzlüden yarat?ld?ğ?na inan?r. Pisagorcular?n say?lara ve şekillere verdikleri gizemci anlamlar bu kişilerin say?lar? ve geometrik şekilleri yak?ndan incelemesine de neden oldu doğal olarak. Bunlar aras?nda en önemlileri; geometride s?kça kullan?lan “Pisagor Teoremi” ile “?rrasyonel Say?”n?n bulunmas?d?r. Pisagor, müzikle de uğraşt?. Telin k?salt?lmas?yla ç?kard?ğ? sesin inceldiğini keşfetti. ?ki telden birinin uzunluğu diğerinin iki kat? ise, k?sa telin ç?kard?ğ? ses, uzun telin ç?kard?ğ? sesin bir oktav üstündeydi. Eğer tellerin uzunluklar?n?n oran? 3'ün 2'ye oran? gibiyse, iki telin ç?kard?ğ? sesler beşli aral?kl? idi. Bu nedenle örneğin bağlamada parmağ?m?z? tellerden birinin ortas?na bast?ğ?m?z zaman, teli titreştirirsek ç?kacak olan ses, tel boş titreşirken ç?kacak sesin bir oktav üstünde olacakt?r. Benzer şekilde eğer parmağ?m?z teli uzunluk 2/3 oran?nda bölen noktadaysa, telin boş durumuna oranla bir beşli aral?k yukarda ses ç?kacakt?r. Say?larla müzik aras?nda bu ilişkiyi keşfeden Pisagor, epey keyiflenmiş olsa gerekir. Pisagor; sabah y?ld?z? ile akşam y?ld?z?n?n ayn? y?ld?z olduğunu anlayan ilk Yunanl?’d?r. Kendisinden sonra bu y?ld?z uzun süre Afrodit ile an?ld?. Bugün bunun Venüs Gezegeni olduğunu bilyoruz. Pisagor, gerek dayand?ğ? öğrenci kitlesi gerekse öğretisinin içerdiği temel öğeler bak?m?ndan soylulara yatk?n bir felsefeciydi. Pisagor'un ölümünden 10 y?l kadar önce, Güney ?talya'da demokratlar?n egemenlik kurmas?yla Pisagorculuk yayg?n bir şekilde kovuşturmaya uğrad?. Pisagor'un kendisi de Crotona'dan sürüldü. Pisagorculuk da felsefecinin ölümünden sonra yaln?zca yüzy?l kadar daha yaşad? ve tarih sahnesinden silindi gitti. Ancak Pisagor'un öğretisi ve fikirleri çağ?m?za kadar felsefe dünyas?n? etkiledi Bir söylentiye göre "felsefeci" sözcüğünü üreten de O'dur... Konu elff tarafından Saat 0233 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0818 26 Vefakar Üye As?rlar Boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor. Râzî 864 - 925 As?l ad? Ebu Bekir Muhammed ?bn Zekeriya El Râzî'dir. Râzî 864 y?l?nda ?ran'?n Ray şehrinde doğdu. Yerleşik inançlar? sorgulayan felsefî düşünceleriyle tan?nm?ş olan Râzî, bilimle de ilgilenmiştir. Fizik, felsefe, kimya ve t?p gibi alanlarda yapm?ş olduğu çal?şmalarla bilim tarihinde seçkin bir yer edinmiştir. Türk kökenli olan Ebu Bekir El Razi, doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi yapt?ktan sonra Bağdat ve başka ?slam şehirlerinde öğrenimini tamamlad?. Daha sonradan da T?p öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çal?şan Razi'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Kimya biliminde Câbir'in açm?ş olduğu yoldan giderek yap?sal dönüşüm kuram?n? benimsemiştir. Ancak Câbir gibi Aristotelesçi değildir. Maddenin oluşumunu dört unsurun birleşmesiyle değil, atomlar?n birleşmesiyle aç?klama eğilimindedir. Câbir gibi, bir dizi deney yaparak saf elementi elde etmeye çal?şm?ş ve bu işlemin, maddenin erimesi, çözülmesi, parçalanmas?, ortaya ç?kan parçalar?n farkl? parçalarla birleşmesi ve oluşan ürünün çökelmesi gibi 5 ayr? süreçten geçtiğini belirtmiştir. Çal?şmalar? s?ras?nda yeni kimyevî maddeler, yeni yöntemler ve yeni aletler geliştiren Râzî'nin en önemli başar?lar?ndan birisi, farkl? organik maddeleri dam?tmak suretiyle çeşitli yağlar, tuzlar ve boyalar elde etmiş olmas?d?r. Ayr?ca, demir gibi zor eriyen metallerin ergitme işlemleri ile ilgili araşt?rmalar da yapm?şt?r. Bilimsel bir tutum sergileyerek yerleşik otoriteleri önemsememiş, daha çok kendi gözlem ve deneylerine öncelik tan?m?şt?r. Kendisine daha çok Hippokrates'i örnek alan Râzî, Hippokrates gibi, iyi bir klinisyendir. Hastalar?n? tedavi süresince dikkatle gözlemiş ve teşhis ve tedavisini bu gözlemler s?ras?nda elde etmiş olduğu bilgiler ?ş?ğ?nda yönlendirmiştir. Teşhis s?ras?nda özellikle nab?z, idrar, yüz rengi ve terleme gibi göstergeleri göz önünde bulundurmuştur. Râzî ilk defa Ortadoğu ülkelerinin çoğunda yayg?n olarak görülen çocuk hastal?klar?ndan çiçek ve k?zam?ğ?n tan?lar?n? vermiş ve bunlar aras?ndaki farklar? belirlemiştir. Râzî hastal?klar?n tedavisinde, ilaçla tedavi yöntemini tercih etmiştir. Böbrek taşlar?n?n ve mesane taşlar?n?n ç?kar?lmas? gibi, genellikle cerrâhî müdâhalenin beklendiği durumlarda bile, ilaçla tedaviyi yeğlediği görülmektedir. Hatta bu konu ile ilgili olarak kaleme alm?ş olduğu müstakil bir eserde de ayn? şekilde ilaçla tedavi öngörülmüştür. Ebu Bekir El Razi'nin diğer bir önemi yan? ise, ?slam dünyas? içinde ilk defa doğa felsefesini savunan kişi olmas?d?r. ?S 750 y?l?ndan sonra Türk ve Pers kültürlerinin kat?lmas?yla kozmopolit bir hal alan ?slam her alanda ilerleme kaydetmeye başlanm?şt?r. Bu dönemde birçok ?slam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar ayn? zamanda araşt?rma merkezleriydi. Antik çağa ait birçok kitab?n çevirileri yap?lm?şt?r. Antik çağda Thales'le başlay?p gelişen doğa felsefesinin ?skenderiye kütüphanesinin yak?lmas?yla kesintiye uğramas?ndan sonra ?slam uygarl?ğ? içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir El Razi ile olmuştur. Ebu Bekir El Razi ?slam içindeki önemli ak?mlarla çat?şmaya girmiş ve ?slam uygarl?ğ? içinde Thales benzeri bir gelenek kuramam?şt?r. Daha sonralar? Moğol istilas? ve Haçl? seferlerinin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilas? bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Bu başar?lar?na rağmen onu çekemeyenlerinde olmas? ve onlar?n ağ?r iftiralar?yla vazifesinden at?ld?. Çaresiz bir hale düştü ve hatta gözleri kör oldu. K?z kardeşi onu evine ald?. Hayat?n?n yar?s?nda zengin olan Er-Râzî, 925 y?l?nda, ömrünün kalan k?sm?n? sefalet içinde bitirdi. Konu elff tarafından Saat 0233 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0820 27 Vefakar Üye Wilhelm Conrad Röntgen 1845-1923 Wilhelm Conrad Röntgen, 27 Mart 1845’te Rhine’in küçük bir taşras? Lennep’te bir tüccar?n tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, 3 yaş?ndayken, daha sonra burada Martinus Herman van Doorn Enstütüsü’ne de gideceği Apeldoorn’a taş?nd?. Özel bir yeteneği yoktu, ancak doğa ve orman hayran?yd?. Mekânik alet yap?m?na yatk?nd?. Bu, bütün yaşam? boyunca karakteristik bir özelliği oldu. 1862'de asl?nda başkas?n?n karikatürünü yapm?ş olmas?na rağmen, öğretmenlerinden birinin karikatürünü yapt?ğ? haks?z olarak iddia edilip, at?lacağ? Utrecht Teknik Okulu’na başlad?. Daha sonra fizik okumak üzere 1865’te Utrecht &220;niversitesi'ne girdi. Burada yeterli başar?y? gösteremeyerek, Zürih'teki Politeknik okulunun s?navlar?na girip kazan?nca, makine mühendisliği üzerine okumaya başlad?. Clausius'un derslerine ve Kundt'la laboratuar çal?şmalar?na kat?ld?. Hem Kundt, hem de Clausius onun gelişiminden çok etkilendiler. 1869'da Zürih &220;niversitesi'nden doktora diplomas? ald? ve Kundt'un asistan? olarak atand?. Daha sonra Kundt'la ayn? y?l Würzburg'a, üç y?l sonrada Strasbourg'a gitti. 1874 y?l?nda Strazburg &220;niversitesi’ne okutman, bir y?l sonra Wurtemberg'de Hohenheim Tar?m Yüksek Okulu'na profesör olarak atand?. 1876'da Strasbourg'a fizik profesörü olarak geri döndü. Fakat 3 y?l sonra Giessen &220;niversitesi fizik bölümünden gelen teklifi kabul etti. Ayn? konumda 1886'da Jena &220;niversite'si ve 1882'de Utrecht &220;niversitesi'nden gelen teklifleri reddettikten sonra Würzburg &220;niversitesi'nden gelen çağr?y? kabul etti. Daha sonra 1900'da Bavarian hükümetinin özel bir teklifini kabul edip, Münih &220;niversite'sine gitti ve hayat?n?n sonuna kadar burada kald?. Röntgen, ilk olarak kristallerin ?s? iletkenliği üzerine yaz?lan bir yaz?dan birkaç y?l sonra, gazlar?n özgül ?s?lar? hakk?nda 1870'de ilk yaz?s?n? yay?mlad?. Diğer araşt?rmalar?; Quartz'lar?n elektriksel ve diğer özellikleri, farkl? s?v?lar?n k?r?lma indislerinin bas?nç alt?nda etkilenimleri, elektromanyetik etki alt?ndaki polarize edilmiş ?ş?ğ?n değişimi, su ve diğer s?v?lar?n s?cakl?k ve s?k?şt?r?labilirlik fonksiyonlar?, yağ damlac?klar?n?n su üzerinde yay?l?ş?d?r. Röntgen ad? “X-ray ?ş?nlar?”n?n keşfiyle an?l?r. 1895'te düşük bas?nçl? gazlar?n içinden geçen elektrik ak?m? üzerine çal?ş?yordu. Bu alanda daha önce 1801-1868, J. W. Hittorf 1824-1914, C. F. Varley 1828-1883, E. Goldstein 1850-1931, Sir William Crookes 1832-1919, H. Hertz 1857-1894 ve Ph. von Lenard 1862-1947'in çal?şmalar? olmuştu. Bu bilim adamlar?n?n, “katot ?ş?nlar?” ile ilgili yapt?ğ? araşt?rmalar sonucu bu konu oldukça iyi biliniyordu. Fakat Röntgen'in katot ?ş?nlar? üzerine yapt?ğ? araşt?rma yeni bir çeşit ?ş?n?m?n keşfine yol açt?. ?çi boşalt?lm?ş bir tüp, karanl?k bir odada bütün ?ş?nlardan korunmak için siyah bir kartonla kaplan?rsa ve bir taraf? “barium platinocyanide” ile kapl? kağ?t ç?kan ?ş?nlar?n yolu üzerinde iki metre uzağa bile konsa, geçirgen oluyordu. Devam eden bir çok deneyden sonra ?ş?nlar?n yolu üzerine konan değişik kal?nl?ktaki cisimlerin farkl? geçirgenlik özelliklerine sahip olduğu anlaş?l?yordu. Kar?s?, elini ?ş?nlar?n üzerinde bir müddet hareketsiz tutup, ?ş?nlar fotoğraf paleti üzerine düştüğünde, görüntüyü biraz iyileştirince elindeki kemiklerin ve parmağ?ndaki yüzüğün gölgesinin palete düştüğünü fark etti. Bu, o zamana kadar al?nan ilk röntgenogram’d?. Bu ?ş?nlar?n yap?s?n? bilmediğinden X-rays X-Iş?nlar? ad?n? verdi. Daha sonra Max Von Laue ve öğrencileri bu ?ş?nlar?n, ?ş?kla ayn? elektromanyetik yap?ya sahip, fakat yüksek frekanslardaki sal?n?mlarda farkl? özellikler gösterdiğini buldular Röntgen, Anna Bertha Ludwig ile Zürih’te evlendi. Hiç çocuklar? olmad?. Kar?s?n?n ölümünden dört y?l sonra 10 şubat 1923’te hayata gözlerini yumdu. Konu elff tarafından Saat 0234 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 0821 28 Vefakar Üye Hem hükümdar hem de çağ?n?n en büyük astronomu; ULUĞ BEY 1394-1449 1394 y?l?nda güney Azerbaycan’?n Sultaniye şehrinde doğdu. 1449’da Semerkant’ta vefat etti. As?l ad? Mehmet Karagay’d?r. Meşhur Türk hükümdar? Timur’un torunudur. Babas? ise M. Şahruh Mirza’d?r. Uluğ Bey, küçüklüğünden beri ilim aş?ğ?yd?. Bu aşk?, ilme ve güzel sanatlara merakl? olan babas? Şahruh aş?lam?şt?. Uluğ Bey daha 11 yaş?ndayken Kur’an-? Kerîm’i ezberledi. Arapça’y? mükemmel bir biçimde öğrendi. Genç yaş?na rağmen kendini matematiğe verdi. Bu hususta en karmaş?k meseleleri bile çözerdi. ?limle uğraşmay? kendine zevk edindi. Yazd?ğ? ziyçte, “?htiyar olmas?na rağmen saçlar? ağarmayan, din ve millet ihtilâflar?na rağmen üzerine toz düşürmeyen ilim hikmettir matematik ve felsefe” der ve bu ilimleri medenî hayat?n ürünü olarak kabul ederdi. 1409’da hükümdar olan Uluğ Bey, kendini idarecilikten çok ilme vermişti. Saray?n? bir akademi haline getirip, zaman?n meşhur bilginlerini toplad?. Ortaya bir k?s?m neticeler at?p, tart?şmalar açt?. Saray?, matematik ve astronomi bilginlerinin olduğu kadar; sanatkâr, şair ve ediplerin de toplant? yeri idi. Ayr?ca, fen sahas?nda incelemeler yapmak üzere Çin’e heyetler göndermiştir. Zaman?n?n en büyük bilgini olarak ün salan Uluğ Bey, vaktinin çoğunu rasathanede geçirir, y?ld?zlar? ve güneş sistemini bitmez tükenmez bir aşkla incelerdi. Bugün ilim dünyas?nda isminden halâ söz ettirebilen Uluğ Bey, çağ?n?n en büyük astronomu idi. Dünya tarihinde ise en büyük astronomlardan biridir. Tarihe “15. yüzy?l?n astronomu” olarak geçmiştir. ?lim dünyas?nda öylesine etkili olmuştu ki Tycho Brahe gibi ünlü bir astronom, çal?şmalar?n? onun eserlerine dayand?rma zorunluluğunu hissetmişti. Orta Asya tarih ve coğrafya uzman? Frans?z bilgin Fernand Grenard da “Uluğ Bey; ruh ve zeka bak?m?ndan dikkate değer bir insand?. Usta bir şair, âlim bir din adam?, yüksek bir matematikçi idi.” der. Bat? ilim dünyas? onu çağ?n?n en büyük astronomu olarak görür. Onun hat?ras? günümüzde bile halâ canl?l?ğ?n? korumaktad?r. Merkezi, Amerika’da bulunan Milletleraras? Astronomi Derneği, Ay’?n görünen bir bölgesine onu ad?n? vermiştir. Bu bölge günümüzde, Uluğ Bey Krateri ad?yla an?lmaktad?r. Uluğ Bey’in çal?şmalar?n?; matematik ve astronomi sahalar?nda olmak üzere iki grupta toplayabiliriz. Uluğ Bey, önce trigonometri üzerinde çal?şmalar yapt?. Çünkü, astronomi ile ilgili çal?şmalar?n temelini trigonometrik esaslar teşkil ediyordu. Daha başlang?çta 1 derecelik yay?n sinüs değerini hesaplad?. Kendisinden önceki doğulu ve bat?l? bilginlerin tahminî ve yaklaş?k çal?şmalar?n? terk etti; cebir ve geometriye dayal? bir hesaplama esas? tespit ederek trigonometride yeni bir araşt?rma ç?ğ?r? açt?. Ayr?ca Uluğ Bey’in astronomi ile ilgili bir kitab? da Avrupa dillerine çevrilmiş ve 20. yüzy?la kadar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur. Bundan başka Uluğ Bey bir de “rub-u daire” duvar kadran? yapm?şt?. Beyr&251;nî’nin 7,5 metre çap?ndaki rub-u dairesine karş?l?k Uluğ Bey 40 metre çap?nda ve Ayasofya Camii yüksekliğinde bir rub-u daire yapm?şt?. Bu alet, teleskop îcad edilinceye kadar gözlem işlemlerinde kullan?lm?şt?r. Ayr?ca Uluğ Bey bizzat suds-i fahrî isimli bir meridyen aleti yapm?şt?r. Uluğ Bey, bir de büyük bir kütüphane kurdu. Kütüphanenin baz? kitaplar? ?stanbul ve Avrupa’daki ?slâm yazma eserleri toplamalar?nda bulunmaktad?r. Ayn? zamanda büyük bir avc? olan Uluğ Bey, Türkistan’da kuş çeşitlerine dair bir eser yazd?. Fakat bu eseri günümüze kadar gelememiştir. Uluğ Bey, sanat dallar?na; bilhassa çiniciliğe önem verirdi. Çin’den getirttiği nadîde vazo ve baz? eserlerle Kühek’teki çinili saray?nda bu tip sanat eserlerinin koleksiyonunu yapt?. Yard?mc?s? Ali Kuşçu da, s?k s?k Çin’e gönderdiği elçilik heyetleri içindeydi. K?saca, Uluğ Bey sadece ?slam dünyas?n?n değil, bütün ilim dünyas?n?n seçkin bir sîmas? olarak halâ an?lmaktad?r. Kaynak Döğen Ş.; Müslüman ?lim Adamlar?; Yeni Asya Neşriyat; ?stanbul; Şubat 2004 Konu elff tarafından Saat 0234 değiştirilmiştir. Ahmet Sait 1650 29 Yönetici Paylaşımlar içinAllah razı olsun Ahmet abi. Gerçekten tarihe bakıldığında bilim dünyasına Müslüman ilim öncülerininkatkılarını görmemek körlük olurdu heralde. Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız... Sual Belki onlar eski hali istiyorlar? Cevap Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl... Bediüzzaman Said NursiNe hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum. Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. Osman Yüksel SERDENGEÇTİ 1657 30 Dost Allah Razı ve gerekli bir gidince bilgisayarıma kaydedeceğim. Dünya üzerinde başarılı internet girişimcileri olduğu sürece, onların zirveye çıkma hikayeleri her zaman merak konusu olacak. Aklında birçok fikri olanlar, hatta sadece öğrenmeye meraklı olanlar bile, bilgisayar dünyasının femoneni haline gelmiş insanların başarılarının sırlarını öğrenmek için oldukça heveslidir. Çoğu kişi bu denli büyük başarı hikayelerinin altında gizli bir formül veya ilahi bir dokunuş arar fakat durumu inanmak başarmanın yarısıdır’ sözüyle açıklamak daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır; en azından internet dünyasının en önemli 12 girişimcisinin fikri bu yönde. İnternet ve bilgisayar dünyası son 10 yılda sürekli değişirken, bu yeni çağa damgasını vuran 12 kişi var. Bu 12 kişi işlerinde gizli formüller kullanmak yerine yaptıkları işe karakterlerini yansıtarak bulundukları noktaya geldiler. İşte kurdukları şirketlerle internet dünyasında çığır ağan 12 büyük isim ve onları başarıya götüren karakter özellikleri… KARARLILIK Steve Jobs Kararlılık’ sözcüğü için sözlükteki karşılığına bakarken yanında Steve Jobs’un ismi yazmıyorsa sözlükte bir hata olduğu düşünülebilir. Jobs 2005′te Stanford Üniversitesi’nde yaptığı ünlü konuşmasında genç mezunlara kararlılık’ hakkında bolca öğüt vermişti. Jobs 1980′lerde kendi kurduğu şirketi Apple’dan nasıl kovulduğunu ve yaşadıklarını şu şekilde özetledi “30 yaşındaydım ve kapı dışarı edilmiştim. Endişe, bir girişimcinin hayatında olmazsa olmaz hislerden biridir, fakat kurduğum şirketin tepesindeyken alaşağı edilip şirketi başkalarının elinde görmek gibisi yok.” Steve Jobs yaşadığı çaresizliği, iCon’ adlı kitapta intihar planları yaptığını açıklayarak dile getimişti. Çoğu insanın vazgeçeceği noktada Jobs’un kararlılığı ortaya çıktı. O zamanlarda iki sıradan şirket olan Pixar ve Next’i çok yüksek noktalara taşıdı ve sonunda zor durumdaki Apple’ın başına geçerek şirketi zirveye oturttu. Jobs’un silikon vadisinde kalma konusundaki kararlığı başarısının açık formülü’. YENİLİKÇİLİK Sergey Brin ve Larry Page Google’ı kurucuları Sergey Brin ve Larry Page para peşinde koşan iki işadamı değildi. Sadece en iyi arama teknolojisini oluşturmaya çalışan iki hacker’dılar. Google’ı yapılandırırken bu işin nasıl sonuçlanacağına dair net bir fikirleri de yoktu. İçlerinde sadece yeni bir şey üretme isteği ve gerçekten üst düzey bir teknoloji açlığı vardı. 90′lara ağırlığını koyan Yahoo! ve Lycos gibi birçok arama motoru, Google’un bindiği treni kaçırdılar ve şimdi sadece uzaktan izlemekle yetiniyorlar. İkili, Google Adwords açılıncaya kadar yeterince para kazanamadı, fakat adanmışlıkları ve sabırlarıyla internet devriminde önemli rol sahibi oldular. TUTUMLULUK Büyük koltuklar, geniş bir ofis, pahalı mobilyalar büyük bir şirketin olmazsa olmazı gibi görünebilir. kurucusu Aaron Patzer ise bu ihtişam’ efsanesini çürütmekte oldukça başarılı. Tutumlu ve sade karakterini çalışma hayatına da yansıtan Patzer, açtığı internet sitesiyle internet dünyasında bir ilki başardı. ziyaretçilerine bütçelerini denkleştirmek için çok kolay ve ucuz bir yol sundu. Patzer, 90’larda kullanıcılarını oldukça zarara uğratan benzer sitelere tutumluluk dersi verdi. 2009 kârı 170 milyon dolar olarak açıklanırken Patzer’ın tutumluluk politikası meyvesini vermiş gibi görünüyor. DENEYSELLİK Mark Zuckerberg Başarılı girişimciler yarattıkları ürün başarılı olduktan sonra rahat koltuklarının, zaferin tadını çıkarmayı severler. Normal olarak başarıya ulaşmış bir üründe büyük değşikilikler yapmak grişimcileri genelde korkutur. Bu görüşün en büyük düşmanı Facebook kurucusu Mark Zuckerberg’ten başkası olmasa gerek. Facebook dev bir sosyal iletişim ağı haline geldikten sonra bile Zuckerberg sitenin arayüzünde köklü değişiklikler yapmaktan hiç çekinmedi. Yaptığı hamlelerle tabuları yıkan Zuckerberg değişimle en başta eleştiriler alsa da şu anda işler oldukça iyi gidiyor gibi gözüküyor. Yapılan değşikilik sonrasında Facebook değerini ikiye katladı ve hala büyümeye devam ediyor. MARJİNALLİK Tim Ferris Girişimci Tim Ferris, Four Hour Work Week 4 Saatlik Çalışma Haftası adlı kitabıyla girişimcilere yeni bir iş kültürü aşıladı. İnsanların kişisel yaşam zamanlarını haftasonu ve tatillerini sıkıştırmasını eleştiren Ferris, yaşamak istediğimiz yaşamı bugün yaşamak için çalışmayı öneriyor. Bu konudaki püf noktayı para kazanmak için daha mücadele, daha fazla sistemler kurmak olarak gösteren Ferris’e göre sadece istediği yaşam tarzını sürdürenler başarılı olabilir. Ferris amacı, bol boş zaman yaratıp tembellik yapmak değil, zamanı yapmak istediği şeylerle doldurmak olarak tanımlıyor. Spor aşığı olan Ferris, yaptığı tüm işlerini sporla harmanlayarak yapıyor ve oldukça başarılı olduğu kaçınılmaz bir gerçek. SADELİK Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim Üç kafadar girişimci Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim mühendislerin en ünlü tabirlerinden biri olan “KISS” keep it simple, stupid basit olsun, salak deyimini en iyi anlayanlardan… Sadece kendi videolarını yüklemek için kullandıkları basit bir arayüz uygulamsaıyla kurdukları site bugün en çok tıklanan sitelerin başını çekiyor. Büyük hayaller peşinden koşmadan yola çıkan girişimciler, basitliğin çekiçiliğini kullanarak her gün milyonların girdiği bir internet sitesi kurdular. Dünyayı değiştirmek gibi amaçları olmamalarına rağmen YouTube’dan sonra dünyanın daha farklı bir yer olduğunu kabul etmeliyiz. Google bu basit’ site için 2007 yılında 1 milyar ödedi ve kendi bünyesine kattı. TÜKETİCİ ODAKLI Paul Graham İnternette iş başarısı hakkkında kitap yazabilecek biri varsa bu kişi Paul Graham’dan başkası olamaz. Graham, bugün birçok yeni kurulan internet şirketine başlangıç sermayesi sağlayan bir girişimci, Y Combinator şirketinin kurucu ortağı. 1995 yılında Viaweb’i kurduğunda, tek amacı, teknolojiyle barışık olmayan girişimcilere internet üzerinde mağaza açmayı ve bu mağazayı yönetmeyi sağlayan bir servis sağlamaktı. Viaweb, başarılı servisler sağlayarak 1998′de Yahoo tarafından 45 milyon dolara satın alındı. Graham’ın deneyimlerinden çıkardığı sonuç ise insanlara sadece istedikleri şeyleri sun ne azı ne fazlası’. TABULARI YIKAN Niklas Zennstrom İsveçli girişimci Niklas Zennstrom internet dünyasındaki kuralları tam anlamıyla tekrar yazdı ve bilinen kuralların değişmesine neden oldu. Zennstrom’un geliştiridği programlar Kazaa ve Skype internetin paylaşım boyutunu bambaşka noktalara getirdi. Kazaa programının peer to peer’ eşten eşe paylaşım sistemini kullanması kullanıcıların her türlü dosyanın paylaşımını oldukça kolaylaştırdı ve hızlandırdı. Bu durum medya tekellerini oldukça zor durumda bıraktı. Çok ucuz konuşma imkanı sağlayan Skype’ta telekom devlerini köşeye sıkıştırdı. Aslında Zennstrom’um tabuları yıkarken işi çok da kolay olmadı; müzik şirketlerinin kendisine açtığı davalar nedeniyle yıllarca ABD’ye giremedi. ODAKLANMAK Max Levchin Paypal kurulduktan kısa süre sonra başarı basamaklarını hızlıca tırmanıyordu ama sitenin başı yolsuzluklarla ciddi anlamda dertteydi. İlk yıllarda bu durum kâr oranlarını ciddi biçimde etkiliyordu. Max Levchin zor yolu seçti ve yolsuzluklara odaklandı. Şu anda Paypal online ödemelerde en güvenilir marka oldu. 2002′de eBay milyar dolara PayPal’i satın aldı. Levchin’in verdiği mesaj Sorun ne kadar büyük olursa olsun zaman içinde odağını kaybetmeden çözüm için çalışmak, konsantre olmak, vazgeçmemek… HIRS Jeff Bezos Her türlü video oyunu, kitap, CD ve DVD’yi internet sitesinde satacağını düşündüğünde Jeff Bezos’u çoğu kişi ciddiye almamış. Ama hırs küpü olarak adlandırılacbilecek Bezos mega dükkan şu anki konumuna gelmesini hırsına borçlu. Kâra geçmesi oldukça uzun sürse de için her şey yolunda gibi gözüküyor. FIRSATÇILIK Tom Anderson İnternet üzerinde servet yapanların başında gelen Tom Anderson’a göre piyasada bir sürü sosyal ağ kullanıcısı ve müzik paylaşım sitesi vardı. Anderson’un fırsatçılığıada tam olarak bu noktada devreye girdi. Sosyal ağ ve müzik-video paylaşım fikrini ilk defa birleştiren Anderson’un sitesine 500 milyondan fazla kişi üye oldu. Karışık ve profesyonel olmamakla eleştirilen Myspace daha çok müzik grupları ve gençler tarafından tercih ediliyor. Yüksek kullanıcı kitlesi tarafından iştahı kabaran medya devi New Corp Myspace’i 580 milyon dolara satın aldı. ESNEKLİK Jimmy Wales Paul Graham önemli hedeflere ulaşmak için sarsılmaz bir özveri ve güzel bir plan gerekli olduğunu söylerken bu sözün Wikipedia’nın babası Jimmy Wales tarafından oldukça ciddiye alınacağını düşünmemişti. Wales bir bilimadamı gibi küçük bir düşünceden büyük bir fikre giden yolu takip etti. Bu küçük iz ise esnek olma fikriydi. Wikipedia kullanıcıları sitenin kurucuları tarafından eklenen bilgilerin yanına kendi sahip olduklarını ekleyebildiklerini görünce siteye olan ilgi geometrik bir hızla artmaya başladı. Kontrollü esnekliğin gücünü kullanan Wales şu anda dünyanın en büyük online ansiklopedisinin sahibi ve birçok girişimciye esneklik konusunda yol gösteriyor.

geometri bilim adamlarının ilginç hayat hikayeleri